ArtıBir
  • Henüz üye değil misiniz ? Sağ alt köşeden üye olabilirsiniz.

Büyük Şehirler Kadın Ruhuna Düşman

Büyük Şehirler Kadın Ruhuna Düşman
Büyük Şehirler Kadın Ruhuna Düşman
Bu Habere Oy Verin!

Kadın ruh sağlığını olumsuz etkileyenler arasında şehir yaşamı da var. Gürültü kirliliği, ulaşım için harcanan zamanın fazlalığı, güven sorunları, yalnızlaşma, şiddete maruz kalma ve işyerinde mobbingle daha çok karşılaşma gibi nedenler şehirli kadını psikolojik yönden yıpratıyor.

VELİ TOPLANTISINA KATILANLARIN ÇOĞU KADIN
Şehirli kadınların evlenip anne olmaları iş yaşamındaki başarılarını olumsuz etkileyebiliyor. Çoğunluk çocuğu hasta olduğunda bir babanın işini aksatmasını beklemezken hasta çocuğuyla ilgilenmek annenin doğal görevi sayılıyor ve kadınlardan çocuklarının her ihtiyacına yetişmeleri bekleniyor. Veli toplantılarına katılanların çoğunlukla anneler olması bile kadınların çocuk bakımındaki yalnızlığına işaret ediyor.

BİRDEN ÇOK ÇOCUK DEPRESYONU ARTIRIYOR
Her 10 12 kadından birinde gebelik döneminde şiddetli depresyon gözleniyor. Doğacak çocuğun bakımına dair endişeleri olan kadınlarda depresyona daha fazla rastlanıyor. Depresyon artışı sosyal desteği yetersiz, yoksul ve birden çok çocuğu olan kadınlarda da gözlemleniyor. Gebelik depresyonunun doğum sonrasında da devam etmesi anne ile bebek arasında güvenli bir bağ kurulmasına engel olabiliyor.
ÜNİVERSİTE MEZUNU KADINLARIN İŞSİZLİK ORANI ÇOK YÜKSEK

Ülkemizde üniversite mezunu kadınlar arasında işsizlik oranının çok yüksek olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi, işe alımlarda askerliğini yapmış, seyahat engeli olmayan erkeklerin önceliği olduğuna dikkat çekiyor. Birçok sektörde yöneticiler evli ve çocuklu kadınların iş seyahatlerine çıkmalarının önünde engeller bulunduğunu düşünüyor. Bu noktada babaların çocuklarının bakımını üstlenme yetisinden yoksun oldukları algısı kadınların akıllarının evlerinde kalmasına neden oluyor. Cinsiyetçi iş bölümünün azaldığı ailelerde ise kadın ruh sağlığının yükseldiği görülüyor.
ÇILGIN ALIŞVERİŞİN ALTINDA YATAN GERÇEK
DOÇ. Dr. Ayşe Devrim Başterzi, kadın bedeninin iki şekilde denetlendiğini, bunlardan ilkinin toplumsal ve siyasi, ikincisinin ise zayıflık konusunda baskı kaynaklı olduğunu söylüyor. Başterzi, “Kadınlarda seks hormonlarına bağlı olarak ortaya çıkan ve çok doğal bir görünüm olarak değerlendirilmesi gereken ‘selülit’ bile günümüzde hastalık ya da kusur haline getirilmiş durumda. Tıbbi açıdan olağan sınırdaki kadınlar bile daha zayıf olmak ve kilo vermek istiyor. Yeme bozukluklarının artma nedeni de bu. Bu noktada obezite sanki kadınların başarısızlığı olarak görülüp, olağan kilonun üzerindeki kadınların ‘çirkin’ oldukları, çocuklarına iyi örnek olamayacakları, iş hayatında başarı elde edemeyecekleri gibi olumsuz düşüncelerle kendilerine güvenleri azaltılıyor ve kadınlar bedenlerini beğenmez hale getiriliyor” diyor. Yapılan araştırma ve klinik gözlemler de kadınların özellikle 30’lu yaşlardan itibaren bedenlerinde oluşan doğal değişimler ile kontür değişikliklerini çirkinleşme olarak algıladıklarını, güzel görünmek adına sürekli bedenleriyle ilgilenip çokça alışveriş yaptıklarını gösteriyor. Günümüz ilişkilerinin; bedeni ve görüntüyü öncelikli kılan doğası, kadınları göze hoş görünmek adına kiloları, bedenlerinin görünümü ve giysileri için aşırı zaman ve para harcamaya itiyor.

KADINIMIZA YÖNELİK GERÇEKLER 
Dünya Ekonomik Forumu’nun 2013 için yayınladığı ‘Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu’ Raporu’nda Türkiye 134 ülke arasında 120. sırada yer alıyor. Bu rapor hazırlanırken; ekonomik katılım, eğitime erişim, sağlık ve politik yetki alanlarında ülkelerdeki kadın-erkek eşitliği değerlendiriliyor. Bu noktada Türkiye kendi coğrafyasında cinsiyet eşitsizliği açısından en kötü, kendi gelir grubundaki ülkeler arasında ise cinsiyet eşitsizliği açısından sondan 2. sırada bulunuyor.
Türkiye’de her 10 çalışandan 7’si erkek iken 3’ünün kadın olduğu belirtiliyor. Kadınlar ömürleri boyunca niteliksiz, güvencesiz işlerde düşük ücretle çalışıyor, ev işleri, hasta ve çocuk bakımı gibi işleri herhangi bir karşılık almadan yapıyor. Türkiye’de yoksulların çoğunluğunu kadınlar, en çok da dul, boşanmış, tek ebeveyn olarak çocuklarıyla yaşayan kadınlar oluşturuyor.
TRAVMATİK OLAYLAR DEPRESYONA ZEMİN HAZIRLIYOR!
TÜKENMİŞLİK SENDROMU NEDENSİZ DEĞİL
Yapılan araştırma ve klinik gözlemler annesi çalışmayan ama kendisi çalışan kadınların çocuk büyütme döneminde daha yoğun stres yaşadıklarını gösteriyor. Kadınlar anneliğin başlangıç döneminde (özellikle evlerinin ve çocuklarının bakımını yoğun şekilde üstlenmişlerse) ruhsal hastalıklara daha sık yakalanıyor. İş yaşamları dışında evde kendilerini bekleyen rutin işlerin fazlalığı da kadınların yaşamları boyunca erkeklerden daha az uyumalarına ve geceleri daha sık uyanmalarına yol açıyor. Uzun çalışma saatlerinin kadınları ve erkekleri işyerinde nasıl etkilediğine bakan geniş tabanlı bir toplum tarama çalışmasında; uzun saatler çalışan erkeklerde hem fiziksel hem de ruhsal hastalıklar artarken, kadınlarda sadece içilen sigara sayısı artış gösterip uyku süresi azalıyor. Bu durum kadınların hem evde hem de işte çalışma alışkanlığından kaynaklanıyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
Üyelik İşlemleri
Üye Girişi
Şifre Hatırlatma
Yeni Üyelik

Lütfen email adresinizi veya kullanıcı adınızı yazınız.

Lütfen aşağıdaki formu eksiksiz doldurunuz.

Captcha