ArtıBir
  • Henüz üye değil misiniz ? Sağ alt köşeden üye olabilirsiniz.

ESERLERİ İLGİ GÖRÜYOR

ESERLERİ İLGİ GÖRÜYOR

Balıkesir’li Ebru sanatçısı Osman Şimşek Balıkesir Üniversitesinde sergi açtı. Yaptığı çalışmalar sanat camiasında büyük ilgi gören sanatçı eserlerini değişik illerde ve kurumlarda sergilemeye devam ediyor.

Balıkesir Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı bünyesindeki Toplumsal Düşünce Topluluğunun düzenlediği ve geçtiğimiz hafta Üniversite Merkez Yemekhanesi girişinde açılan “Renklerin Bestesi” adlı sergi şehir merkezinde de açılarak vatandaşların beğenisine sunuldu. Devrim Erbil Çağdaş Sanat Müzesi’ndeki serginin açılışını Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Kerim Özdemir, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yılmaz Arı, Ebru Sanatçısı Osman Şimşek ve diğer davetliler gerçekleştirdi.

Ebru Sanatçısı Osman Şimşek’in çalışmalarının yer aldığı sergi, hafta sonu boyunca, çok sayıda sanatsever tarafından ziyaret edildi.Osman Şimşek sergi sırasında birde kısa röportaj verdi.

ITUKFYJGJYHMN

Ebru sanatına ilginiz ne zaman ve nasıl başladı? Bu konuda aldığınız eğitim hakkında bilgi verebilir misiniz?

Köyde ilkokulu bitirdikten sonra babam beni İstanbul’a götürdü ve İstanbul’da bir Kur’an kursuna yerleştirdi. Bu Kur’an kursunda okurken aynı zamanda Fatih Camiin’de Gümülcine’li Mustafa Efendi’den Osmanlıca okuma yazma aynı zamanda hat sanatıyla ilgili eğitim aldım. Bu zaman zarfında hocam,çok katı kuralları olan bu hat sanatına elimin ve gözümün yeterli olmadığını üstelik mizacıma da uygun olmadığını söyleyerek beni ebru sanatına yönlendirdi. Böylece ‘ebru’ kavramını ilk duyduğum yer orası oldu. Aradan yıllar geçtikten sonra bu ihtiyacı hissettiğimde okul kütüphanesinden yaklaşık 80-90 yıl önce yazılmış bir ansiklopedi buldum. Orada ebru maddesini aradım,ebru maddesinde “Tuzlu Su Ebrusu” diye bir ebru anlatılıyordu. Çünkü o yıllarda Geleneksel Klasik Ebru malzemeleri de, öğreteni de, kursu da kalmamış olduğundan yalnız köy enstitülerinde gaz yağıyla inceltip, yağlı boya ile tuzla suyu karıştırarak Tuzlu Su Ebrusu yapılıyordu. Bende ansiklopediden bunu öğrenince ebrunun bu olduğunu düşünerek önce tuzla suyu yoğunlaştırdım ve yağlı boyaları gaz yağı ile incelterek denemeler yaptım.

İlk serginizi ne zaman açtınız ve o anki duygularınız ne oldu?

1980’li yıllarda zamanın ruhu çeşitli şeylerden eli eteği çekmeyip sanata yönelmeyi icap ettirdi. Çünkü ağır hüzünler yaşıyorduk ve bu hüzünler ancak sanatla gönlümüzü tatmin edecek bir ortama sebep oldu. Hatırladığım çalışmam ebruydu dolayısıyla yeniden sanat kitaplarından ebruyu incelemeye başladım. Bu sefer Klasik Ebru’yla ilgili daha iyi bilgiler aldım; yani kitreyi, toprak boyayı öğrendim. Bu konuda yazılmış kaynakları sanat kitaplarını araştırdım, böyle denemelere başladım.Sonra bu konuyu öğreten kitaplar çıkmaya başladı. İlk kitap da Ahmet Çoktan’ın kitabıydı. Ahmet Çoktan’ın kitabını hemen edindim. Ondan yararlanarak ve malzemeyi de İstanbul’dan bularak yine hiçbir hocayla muhatap olmadan sadece bu kitaptan ve daha önceki deneyimlerimden klasik ebruyu çözdüm. Yağlı boyayı incelterek yaptığım ebrulardan dolayıda bir taraftan onunla ilgili çalışmalara devam ettim. Normal su üzerinde yüzen boyalar nelerdir diye düşünerek bu konuyla ilgili araştırmalar yaptım. Solvent bazlı her türlü boya, dijital baskı boyası, otomobil boyası, seramik boyası, vitray boyası bütün bunları denedikten sonra beni dinleyen, istediğime cevap veren sadece hobi seramik boyalarının olduğunu gördüm ve tamamen diğerlerini hayatımdan çıkarıp seramik boyasıyla ne yapmak istiyorsam boyaların renklerini seçerek, koyduğum kabın içerisinde bir tasarım yaparak suyun üzerine dökmede ayrı bir tasarım kuralları dizilişi yaparak, bunu naklettiğim malzemede de çeşitli kurallarla neresinin koyu neresinin açık olduğu neresinin hızlı neresinin yavaş batacağı, dalgaların nasıl yapılabileceği, kumda ebruların, kılçıklı ebruların nasıl yapılabileceğini zaman içerisinde deneyerek, yanılarak kendi kendimin hocası olarak geliştirdim, buldum.

HJHTJDFHG

Serginizin adı “Renklerin Bestesi” ismini taşıyor. Bu çerçevede niçin beste kavramını seçtiniz ve ebrudaki uyuma nasıl ulaştınız?

“Renklerin Bestesi” kavramı, Edremitli musiki profesörü bir sınıf arkadaşımın sergimi gezdikten sonra hatıra defterime yazdığı bir kavram. Daha sonra bu konuyla ilgili yaptığım araştırmalarda renklerinde bir beste olduğunu birbirine nispetle tonlarında bir anlam taşıdığını öğrendim.

Sizin bestelerinizin kaynakları nelerdir?

Tabiki her sanatçının hakiki musiki bestekarının etkilendiği tabiat olaylarından bizlerde etkileniyoruz. Eğer iki apartman arasında doğup, hiç tabiatı görmeden büyümemişsek bütün güzel mevsimleri görmüş bu mevsimlerin en güzellerinden muhakkak etkilenmiş, neyin güzel olduğuna dair kafamızın içersinde bir fikir oluşmuştur. Doğa soyutlaması diyebileceğimiz herhangi bir şeyi, perspektifi, renkleri, uzağı, yakını, gökyüzünü, suyu, su kenarını ressamların işlediği gibi ebruda da benim tekniğimle işlemek mümkün oluyor. Bende bir çeşit doğa soyutlaması diyebileceğim bir şekilde tabiattan hafızamda muhafaza ettiğim güzel görüntüleri yakalamaya çalışıyorum.

Üslubunuzun Klasik Ebru üsluplarından farkı var mıdır, varsa nedir?

Klasik Ebru’da belli sınırlar konularak bu sınırların ötesine geçilmesinin sakıncalı olduğu, yozlaştırıldığı gibi birtakım iddialarla “hep eski ustalarımızın yaptıklarını yapalım” diyen bir görüş var. Bütün sanatlarda olduğu gibi ebruda da daha önce yapılmayan bir şeyi denemeden ilerlemenin imkanı yok. Diyelim ki ilk ebrucu battalı bulduysa cumhuriyet tarihinde de çiçekleri bulanlar olmuş yani “daha öncekini klasik formu ile muhafaza edin, sakın yeni bir şey denemeyin”diye bir şey geçerli olsaydı onlarda klasik formdaki ebruları geliştiremezlerdi. Zaten bu,ne kadar tembih edilirse edilsin insanın içi, aklı ve teknesi durmuyor. Teknesi de insanların fikirlerinin yeni istikametlere doğru kaymasını, başka bir şeyler denemesini icap ettiriyor. Son 20 seneden beri muhtelif sanat dallarında, güzel sanatlarda eğitim almış insanlar ebru tekniklerini de öğrendikleri zaman bu tekniklerini kendi sanat dallarında almış oldukları disiplinle birleştirerek ebruyu başka bir istikamete götürebiliyorlar. Ebruyu, dünyanın muhtelif sanatçıları ülkemize gelerek veya buradan ebrucu götürerek öğrendi. Onların da kendi zevklerine göre ebruyu başka istikametlere taşımaları söz konusu. Çünkü gerek ebruyu transfer ettiğimiz malzemede çeşitlilik gerekse ebruda kullanabileceğimiz boyalardaki çeşitlilik, düşünen ve kendine göre yeni hamleler yapmak isteyen insanlara birtakım imkanlar sunuyor. Bu imkanları da herkes kendi aklınca değerlendiriyor. Eskiler yapılan ebrunun Türk ebrusu olmadığını söyleseler de yapılanlar sanat tarihi toplantılarında, kongrelerinde modern ebru çeşidi olarak anlatılıyor.

Sizi bu çalışmalara yönlendiren nedir?

Yine kullandığımız malzemenin bize avantajlarından kaynaklanıyor. Klasik ebrucuların klasik tekniklerle tekstil üzerine ebru yapması söz konusudur. Benim kullandığım boyalar da tekstille uyumlu olur mu diye düşüncem oldu. Sentetik boyalardan bunun yapılması çok imtizaç ediyor ve kumaşın emiciliğinden yararlanarak boyayı hazırladığımızda dilediğimizi kağıdın üzerinde gerçekleştirebiliyoruz. Böyle birtakım çalışmalar yaptıktan sonra muhtelif moda merkezleriyle görüşmeye başladım. İlk olarak İzmir’e gittim, onlar da İstanbul’a gönderdiler. Fevzipaşa’da birtakım görüşmelerden sonra Osmanbey’de daha çok modacı olduğunu öğrendim. Orada eğitimi olmayıp kendi kendini yetiştirmiş bir modacı hanımla karşılaştım. Durumumu ona anlattım. O da dedi ki “senin söylediğin bu sözleri, burada sadece Cemil İpekçi anlar. Ondan başka da anlayacak birini tanımıyorum.” Cemil İpekçi’nin yerini tarif ettiler, yeri yakınmış. Böylece ben de onun yanına gittim. Bayana anlattıklarımın aynısını Cemil İpekçi’ye de anlattım. Çalışmalarımdan bahsettim ve o da bana “Allah seni bana tam ihtiyacım olduğu zaman gönderdi.” dedi. Çünkü Şamanizmden günümüze kadın elbisesi konusu üzerinde çalışıyormuş. Tekstille başlamam böyle oldu.

Ebrunun diğer sanatlarla ilişkisi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bütün sanatçılar hassas bir özellik taşıdıkları, aynı şeylerden etkilendikleri için aynı veya benzer çalışmalar ve konuşmalar yapabiliyorlar. Tam olarak aynı çalışmaları yapmamakla birlikte sanat dünyası birbiriyle temasında benzer duyguları taşıdığını görebiliyor.

Cemil İpekçi’nin moda çalışmalarında sizin de bazı katkılarda bulunduğunuzu biliyoruz. Moda endüstrisinde ebru nasıl bir işlev üstlenmektedir, bu tür çalışmalar yapmaya devam edecek misiniz?

Cemil İpekçi ile buluştuktan sonra, kendisi 16. ve 17. yüzyıl döneminin kadın elbiselerini benim hazırladığım kumaşlardan yapmak istedi. Bizim geleneksel tarzda sükut verici ebrularımızın çok düzenli ve güzel çalışmaları yerine çirkin, eksikleri ve hataları olan tarzda çalışmalar yapmamı istedi. Onun yönlendirdiği gibi çalışmalar yaptım, kendisi de belli ekleme ve çıkarmalar yaparak doldurdu. Böyle bir şeyi sürdürmeyeceğim, çünkü defileden sonra bol miktarda tekstil ürünü çıkartıldı. Çünkü artık defilede bir fotoğraf çekildiği zaman ertesi gün fabrikada üretilebilen bir yapı haline gelmişti. Bunun tekrarlanmaması gerektiğini düşündüm çünkü çabuk kopya edilir oldu. Başka modacılar benimle temas kurdularsa da çok az süre onlarla bulundum. Daha sonra deride böyle tekrarların yapılamayacağını düşündüm. Sonraları deri defilesi için hazırlıklara başladım. Sponsor ararken İtalya’da tekstil makinelerinin aynı deseni tekrar tekrar basabildiğini öğrendim. Ancak seramiklerin çabuk tekrar edilemediğini öğrendim. Çanakkale’de seramik fabrikasında da çalışmıştım. Ülke olarak İtalya ve İspanya’ya bağımlı olduğumuzdan ve maliyetin orada daha ucuz olduğundan oradan hazır alıyorlarmış. Bunu kendi imkanlarımızla yapıp başka kişilere ulaştırmamızın mümkün olmadığını öğrendim.

Çanakkale şehitleri için yaptığınız sergiden de bahsetmenizi istesek? Bu tür çalışmalara nasıl hazırlanıyorsunuz, hazırlanırken içinde bulunduğunuz atmosferden bahsedebilir misiniz?

Çanakkale sergisinde, Çanakkale’nin kurtuluşunun 100’üncü yılı dolayısıyla bir şeyler yapmaya çalıştık. Kendi kendime bu işin içinden kalkamayacağımı düşündüğüm için bunun zeminlerini hazırladım. Üzerlerine belgesel resimleri yapabilecek sanatçı arkadaşım Gülseren Sönmez’e teklifte bulundum. O da kabul edince Bandırma Belediyesi’yle destek almak için görüştük. Onlar da kabul etti. Çalışmada belgesel resmi yapılacak zeminler hazırladım. 100’üncü yıl olması dolayısıyla 100 tane eser yapmayı düşündük. Ancak 60 tane hazırladıktan sonra bırakmak zorunda kaldık. Çünkü ebruyla resmin kaynaştığı bir resmin yapılacağı malzeme ilk defa ortaya çıktı. Biz resmi çoktan tamamlamıştık. Ayrıca bu alanda çalışma yapmak isteyenler için çok fazla resim de mevcut. Biz de 60’a yakın eserle Çanakkale’de bulunduk. Daha sonra da Roma ve Çanakkale’yle ilişkilerde bulunduk. Roma’daki sergiye arkadaşım Kültür Bakanlığı desteğinde gidecek. Ne zaman olacağıyla ilgili kesin bir bilgi ulaşmadı. Biz de eserlerimiz hazır halde bekliyoruz.

Uluslararası sergileriniz de var. Hangi ülkelerde sergi açtınız?

Ben genelde sergilere katılmaktan ziyade eserlerimi gönderiyorum. Mesela Tokyo’da belediyenin düzenlediği sergiye eser göndermiştik. Hollanda’ya da eser göndermiştim. Uluslararası sergiler genelde Türkiye’de düzenlendi. Dünya çapındaki birçok sanatçı Türkiye’ye davet edildi. Ebru kongresi ABD’de de düzenlendi ancak ben bizzat katılamayıp öğrencilerimden birini gönderdim. Benim de tekniğimi orada göstermiş oldular. Önümüzdeki mayıs ayında Ümraniye Belediyesi’nin düzenlediği bir ebru kongresi olacak. Kongrenin asıl amacı ebruya yenilikler getirenlerle bir araya gelmek. Ben de başvurdum, ocak ayında katılıp katılamayacağım belli olacak. Orada geliştirdiğim teknikleri tanıtma amacım olacak.

Ebru zıtlıkların uyumu mu, evrenin özü mü? En yalın tabirle sizdeki karşılığı nedir?

Kur’an-ı Kerim’deki bir ayette “Biz her şeyi sudan yaratmışız” buyruluyor. Onun için kainattaki bütün yaratılmışlar,sudan yaratıldığı için biz de insan olarak sudan yaratılmışız.Yine Allah’ın boyasından bahsedilen Kur’an-ı Kerim’de kainatta gerek bitkilerde, toprakta gerekse gökyüzünde gerekse Kuzey’de, Güney’de veya Afrika’da muhtelif güzel renklerin olduğunu biliyoruz. Bu büyük sanatçının boyası diyebileceğimiz kainattan her birimiz etkileniyoruz ve boya su ile çözülüyor. İstenilen malzemeyi istenilen kıvamda kullanabilmek adına her ikisi netice itibari ile bir araya geliyor ve bunların bir araya getirilebilmesi işlemi bilhassa ebru üzerinde uygulanmasıyla bir istikamete götürmek daha da eğlenceli hale geliyor. Çünkü insanın su ile her şekilde teması İslam yönünden de tavsiye edilmiştir. Mesela sinirlenen bir kişinin abdest alması önerilir çünkü sinir merkezini kontrol altına aldığı söylenir. Ayrıca ılık veya sıcak duş alan veya denize giren kişi sudan etkilenerek rahatlıyor. Bu nedenle suyun hayatımızdan uzaklaşması mümkün değil ve su ile temas bizi en iyi ruh haline ulaştırdığına göre en iyi hal muhakkak suyunda söz konusu olduğu bir yerde yapılan sanattır. Dolayısıyla suyun hayatımızın başlangıcı, özü ve nihayeti olduğunu söyleyebiliriz.

Sanatçı Osman Şimşek yaptığı bazı eserleri kurum ve kuruluşlara bağışlayarak öğrenim gören öğrencilere burs olarak destek sağlaması ilede biliniyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
Üyelik İşlemleri
Üye Girişi
Şifre Hatırlatma
Yeni Üyelik

Lütfen email adresinizi veya kullanıcı adınızı yazınız.

Lütfen aşağıdaki formu eksiksiz doldurunuz.

Captcha