ArtıBir
  • Henüz üye değil misiniz ? Sağ alt köşeden üye olabilirsiniz.

ÇANAKKALE DESTANI NASIL YAZILDI?

ÇANAKKALE DESTANI NASIL YAZILDI?

Aydın Ayhan’ın Çanakkale serüveni çok eski tarihlere dayanıyor. Uzun yıllar süren çalışmalarını 2004 Mart ayında kitap haline getirdi ve yayınladı. Kitabın adı “Çanakkale… Ah, Çanakkale” Kitaba bu ismi vermesine neden olan öyküyü hemen başında anlatıyor. Yıllar önce İvrindi’nin Mallıca Köyü’nde Çanakkale Gazilerinden Azman Dede’ye rastlıyor. Bize Çanakkale’yi anlat dediğinde; işte bu sözleri söylüyor Azman Dede: “Çanakkale… Ah Çanakkale”
Azman dede hıçkırıklarla ağlayarak gencecik Galatasaray Lisesi öğrencilerinin gözü önünde şehit düşmelerini anlatıyor. Aydın Ayhan Hoca: “Türkiye’nin her yerinde böyle Çanakkale Şehitleri ve gazileri bulunan ülkemizde maalesef uzun yıllar televizyonlarda Çanakkale’ye gelen İngiliz ve Anzakların görüntülerini izledik. Öyle etkilendik ki acıdık onlara, onların annelerine, kadınlarına acıdık. Oysa bizim analarımız, kadınlarımız; onları unutmuştuk. Onlar kan kusmuşlar acılarını içlerine akıtmışlardı. Onları hatırlayan yoktu. Yıllar içinde unutulup gitmişlerdi. Ama unutulmamalıydılar. Bu topraklarda bugün hiç korkmadan, namusumuzla, şerefimizle yaşayabiliyorsak, çocuklarımızı büyütebiliyorsak onlara borçluyduk. Unutulmamalıydılar” diyor ve bu kitabı yazıyor ismini de böyle koyuyor. Geçmiş yıllarda çektiğimiz programı yazıya döküp yeniden gazetede yayınlayacağımızı söylemek için kendisini aradığımda onu yine 18 Mart için hummalı bir çalışmanın içinde buldum. Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Balıkesir Şubesi’nde 18 Mart 2016 günü kendine ait olan belge ve fotoğrafların yer alacağı bir sergi için hazırlık yapıyordu; her zaman olduğu gibi kendinden geçmiş bir halde… Yıllarca bu konulara eğilmiş ve adeta onların acılarını yüreğinin ta derinliklerinde hisseden Aydın Ayhan’a bu çalışmalarından dolayı ne kadar teşekkür etsek azdır. Gezip görmek, bu kitabı okumak insanı bambaşka duygulara taşıyor. Bu duyguları kaybetmemek gerekiyor. Özellikle bu günlerde etrafımız ateş çemberi bir durumdayken bu vatanın nasıl kazanıldığını Hoca’nın dediği gibi unutmamak gerekiyor. İşte Aydın Ayhan’ın bilgileri ile Çanakkale Destanı…
:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
Aydın Ayhan’la Çanakkale’ye yolculuğumuz çok erken saatlerde başlıyor. Soğuk bir mart günü ve yağışlı. Ama şansımıza Edremit’ten sonra yağış kesiliyor. Böyle bir havada ilk durağımız Turgut Reis Tabyası oluyor. Anadolu tarafında bulunan bu toplar İkinci Dünya Savaşı öncesinde tedbiren karşı tarafa getirilmiş. Çanakkale Savaşları sırasında Turgut Reis Gemisinde bulunan toplarla düşman gemilerine bomba yağdırılmış. Şimdi Edremit yolundan Çanakkale’ye gelmeden önceki bir bölgede bulunan bu toplar bir ibret belgesi olarak sergileniyor…
KOCA SEYİT VE MÜTHİŞ BAŞARISI
Çanakkale Boğazı’ndan karşıya geçip, Çanakkale Savaşları’nın önemli bir aşaması olan Seyit Onbaşı’nın çok ağır bir top mermisini tek başına kaldırarak namluya sürdüğü yer olan Mecidiye Tabyalarına geldik. Burada Yüzbaşı Hilmi Bey kumandasında bir topumuz bulunuyor. 18 Mart günü bulundukları yer ağır bir darbe alıyor. Darmadağın oluyor. Yüzbaşı Komuta Merkezi’ne içeri girdiğinde top isabet alıyor ve her yer alt üst oluyor. 40 kadar er var burada ve Seyit Onbaşı da dâhil olmak üzere bir şaşkınlık yaşıyorlar. Bir müddet sonra kendine gelen Seyit onbaşı deniz kıyısına yakın bir bölgede bulunan topun yanına gidiyor ve nişancıya atış yapıp yapamayacaklarını soruyor. Evet, cevabını alınca bakıyor ki, topları kaldıran asansör çalışmıyor. Mermi sandığın içinde ve topun ağzına kolay girmesi için gres yağlı olduğu için Seyit onbaşı toprağa elini sürüyor kaymasın diye ve ilk mermiyi beline alarak namluya sürerek ateşliyorlar, ama isabet olmuyor. İkinci mermiyi sürüyorlar ve bu defa atışta isabet oluyor. Üçüncü mermi de isabet ediyor ve o koca gemi bir buçuk dakika içinde batıyor. Burada İvrindililer de var. Gökçeyazı’dan birisi, baktık diyor, gemi batarken köpükler çıkıyordu denizin üstüne, köpükler kaybolunca denizin üstü silme şapkalarla dolmuştu. Mecidiye’den atılan bu bombalara karşılık veriliyor hemen ama pek bir şey yapamıyorlar. Akşam Cevat Paşa geliyor ve Seyit onbaşıdan tekrar kaldırmasını istiyor. Ama tabii ki kaldıramıyor. Daha sonra tahtadan bir mermi yapılıyor ve o şekilde fotoğraf çektiriyor. Bugün o atışın bulunduğu yerde sonradan yanlışlığı düzeltilmiş heykeli bulunuyor.
SOĞANLIDERE ŞEHİTLİĞİ
“Bu bölgede her ağacın, her çalının dibinde bir şehit vardır” diyen Aydın Ayhan burada Bigadiç’in İskele Bucağından Mehmet Çavuş’un bir öyküsünü anlatıyor. Mehmet Çavuş Balkan Savaşı’ndan terhis edilmeden Çanakkale’ye getiriliyor. Mehmet Çavuş Alay’la hücuma giderken diğer birliklerden askerler de sağlı sollu bulunuyor. Bir Birliğin önünden geçerken birden bire “Babaaa” diye bir ses duyuyor. Bir bakıyor oğlu İsmail. “Oğlum sen misin?”diyor. Ama duramıyor o dursa bütün Alay duracak. Oğluna, geri gelince kendini bulacağını söylüyor, ama gider gitmez harp başlamış. Bir ara fırsatını bulunca oğlunu görebilmek için siperlere doğru dönüyor. Siperlerin içindeki oğlu İsmail bakmış ateş ediyor. İsmail diye seslenince, oğlu şöyle bir kafasını kaldırınca alnının ortasından mermiyi yiyor. Baba koşuyor ama elinde titreyip şehit oluyor. Bakıyor İsmail çok güzel bir delikanlı olmuş. Alnındaki kanları falan siliyor ve geriye sargı mahalline götürüyor. Daha birkaç şehidin yanına bırakıyor oğlu İsmail’i ve gidip oğlumun intikamını alayım diyor. Akşama kadar boğuşuyor. Artık dönüp oğlumu bir daha göreyim diyor ama bir de ne görsün İsmail’in yattığı yerde yüzlerce şehit üst üste sıradağlar gibi dizilmiş. Onları orada topluca gömüyorlar.” Aydın Ayhan Hoca burada bir sitemi dile getiriyor. Diyor ki; “Burada ilk şehitlikler 1986 yılında yapıldı. Allah razı olsun Anzaklara onlardan utandık da buralara önem verdik de bugünkü halini aldı”
NURİ YAMUT ANITI
Çanakkale Destanı’nı anlatan Aydın Ayhan bizi daha sonra Nuri Yamut Anıtı’na götürdü. Nuri Paşa Çanakkale’de Albay olarak bulunuyor sonra Genelkurmay Başkanı da oluyor. !940’lı yıllarda şu anda bulunduğumuz yere geldiğinde buraya birçok şehit gömdüklerini belirtiyor. Kendi parası ile bugünkü anıtı yaptırıyor. Görünen anıtın altında 13 bin şehidin yattığını söyleyen Aydın Ayhan, çoğunun daha bıyıklarının yeni yeni terleyen gencecik askerler olduğunu özellikle vurguluyor. Nuri Yamut Anıtının çok önemli bir şehitlik olduğunu tekrarlayan Aydın Hoca Çanakkale ziyaretlerinde Nuri Yamut’a mutlaka gelinmesi gerektiğini söylüyor ve burada toprağı şöyle bir eşelediğinizde kemiklerin çıktığını o anda gösteriyor ve eşelediği yerlerden kemikler çıkıyor. Sonra da bu kemikleri küçük bir çukur kazıp gömüyor ve Fatiha okumamızı istiyor.
ABİDE
Buradan Çanakkale Şehitleri’nin anısına yapılan Abide’nin önüne geliyoruz. Abide’nin 1950’li yıllara kadar olmadığını söyleyen Aydın Ayhan bir gazetenin Abide yapılması için kampanya başlattığını ve böylece bu Abidenin yapıldığını belirtti. Abidenin altında bir müze bulunuyor ve o yüksek ayaklarından birisinde bulunan asansör ile en üste çıkılıyor. Aynı yerde ayrıca bir tören alanı var ve her yıl 18 Martta bu alanda törenler yapılıyor. Abidenin bulunduğu yerde bir Meçhul Asker mezarı bulunuyor. Avustralyalı bir Anzak, şehit ettiği bir askerimizin kafasını memleketine götürüyor. Asker öldükten sonra torunlarından birisi bunu buluyor Türkiye’ye getiriyor ve 18 Mart 2003 günü Abide’nin bulunduğu yere gömülüyor. Ama şehidin kimliği bilinmiyor ve onun için meçhul asker deniyor.
TEŞKİLAT-I MAHSUSA DA ÇANAKKALE’DE
Aydın Ayhan Hoca bizi, pek fazla gidilmeyen bir yere de götürüyor. Teşkilat-ı Mahsusa’nın başardığı çok önemli bir operasyonu anlatıyor. Bunun için yolun iç taraflarında tahrip olmuş ve şu anda çukurlarda bulunan iki büyük topun yanına gidiyoruz. Bu toplardan 4 tane var ve bize karşı kullanılacak. İşte burada Teşkilat-ı Mahsusa’nın organize ettiği Müslüman Senegalliler tarafından daha kullanılamadan sabote ediliyor ve etkisiz hale getiriliyor.
EZİNELİ YAHYA ÇAVUŞ
Yolumuz üzerinde bulunan Ezineli Yahya Çavuş Şehitliği 25 Nisan’da çıkarmanın yapıldığı yer. Yahya Çavuş burada 63 arkadaşı ile birlikte bulunuyor. Çıkarma yapıldığında Yahya Çavuş ve arkadaşları çıkanı vuruyor, çıkanı vuruyor. Gemiden inenler burunlarını bile çıkaramıyorlar ve çareyi gemiden bomba atmakta buluyorlar. Sahilde bu arada tel örgüler var. Arkada ateş menzili dışında kalan yerde saklanıyorlar. Akşama kadar kimse burnunu bile çıkaramıyor. Ertesi gün daha büyük bir çıkarma oluyor ve Yahya çavuş çarpışa çarpışa geriye çekiliyor. Bu arada yaralanıyor ve tüfeğinin kayışı ile ayağını bağlıyor. Çıkarma yapan düşmanı yaklaşık 10 saat oyalayan Yahya Çavuş ve bütün arkadaşları şehit düşüyorlar.
ÜNLÜ ANZAK KOYU
Aydın Ayhan bizi artık her yıl yaptıkları etkinliklerle bütün dünyanın dikkatini çeken Anzakların çıkarma yaptığı Anzak Koyu’na getiriyor. Aynı zamanda Arıtepe Mevkii denilen Bölgeye geliyoruz. 25 Nisan günü İngiliz çıkarması burada oluyor. Efsanevi anlatımlar da var. Yanlış bir çıkarma yapıldığı söylenir. Çünkü buraya çıkarma yapılması tam bir harp hatasıdır ve bu taktiklerle sağlanmıştır. Arıburun denen yerde birliklerimiz var. Gece on ikiden sonra ay kayboluyor her yer çok karanlık oluyor. Burada bir manga askerimiz var. Denizden motor sesi geliyor. Bir süre sonra kesiliyor ve gece Mehmetçikler kürek sesi duyuyorlar ve kayıkları fark ediyorlar ateşe başlıyorlar. İngilizler burada Mehmetçikleri beklemiyorlar. Ateş ediyorlar durmadan. Büyük kayıplar veriyorlar. İngilizler setten çıkamıyorlar hafif aydınlık olunca tepeye çıkıyorlar İşte Atatürk burada 25 Nisanda devreye giriyor. Birliklerini emir almadığı halde buraya sevk ediyor. İşte Atatürk dehasını burada gösteriyor. Doğru yerde, doğru zamanda, doğru karar vermek çok önemli. Süngü taktırıp yere yatırdığı anda İngilizler de yatırıyor ve şaşkınlık geçiriyorlar. Bu arada kendilerine yardım geliyor. Harbi kazandığı yer burası. Anzak koyunda doğanın yapısı da önemli.. Burasının yanlış yer olduğunu on beş gün sonra anlıyorlar ama bu arada buraya 80 bin kişi çıkarıyorlar ve bunları geri almaları imkânsız oluyor. Burada büyük zayiat veriyorlar.
DÜŞMAN ASKERİNİN YARALARI SARILIYOR
Conk Bayırı’na doğru çıkarken bir abide görüyoruz. Bir Türk askeri kucağında bir düşman askerini taşıyor ve bu bir heykelle canlandırılmış. Bunu General Muro anlatıyor. Yıllar sonra Çanakkale’ye geliyor ve burada anlatıyor: “Bir gün savaşırken beyaz bayraklar kalktı. Bir ara bir baktım bir Mehmetçik, hem kendi yaralarını sarıyor hem de kimliği belli olmayan düşman askerinin yaralarını elbisesinden yırttığı parçalarla sarıyor. Biraz sonra titreyerek yanımıza getirdi. Yanımıza getirince baktık ki bir Fransız askeri.” Bunu yıllar sonra Çanakkale’ye geldiğinde ağlayarak anlatıyor. İşte bu hatıradan dolayı bu heykel abide yapılıyor buraya…
KANLI SIRTLAR
Conk Bayırı’ndan sonra Kanlı Sırtlara geliyoruz. 23 Nisan çıkarma günü ve burada üç tane topumuz var. Buraya yapılan ani baskınla iki topu ele geçiriyorlar. Topun birisini arkaya kaçırıyorlar. Arka taraftaki Yörük deresine kaçırıyorlar. Fakat Türk Ordusun geleneksel bir durumu var ki, silahını kaptırdıkları için çok üzülüyorlar. Topçu çavuşlar hüngür hüngür ağlıyorlar. Biraz sonra takviye birlikleri geliyor ve onlara anlatıyorlar. Onlar bu durumları konuşurken, birden süngü takmış düşman birlikleri kendilerine saldırıyor. Bunlar da hemen hiç emir almadan süngülerine takıp saldırıya geçiyorlar. Büyük bir boğuşma başlıyor. Sabahleyin yemyeşil bir durumda olan bu yerler bizim elimize geçiyor, ama gelincik tarlası gibi olarak. Her yer kanla yıkanmış. İşte bu yüzden buraya kanlı sırtlar deniyor. Burada yine çoğunu Balıkesirlilerden oluşan 29. Alaydan bahsetmek istiyorum. Burada bulunan 29. Alayın üzerine silindir ateşi denen sindirme atışları yapılmaya başlanmış. Bu atışlar 7–8 saat sürmüş. Akşama kadar süren bu atışlar sonunda sağ kalanların hepsinin, ama hepsinin kulakları sağır olmuş, patlamalardan. Türk kaynaklarına göre şunlar ifade edilmiş. Çok büyük bir kısmı da çıldırmış. Aklını yitirmiş. Benim çocukluğumda Balıkesir sokaklarında meczup dolaşan, elinde kılıçlar insanlar vardı. İşte onlar burasının eseriydi, yani kanlı sırtların…
57. ALAY ŞEHİTLİĞİ
Aydın Ayhan hoca ile birlikte Çanakkale Destanı’nın en önemli yeri olan 57. Alay Şehitliğine gidiyoruz. Burada Aydın Ayhan bize 57. Alayı anlatacak. Öncelikle 57. Alayla ilgili Atatürk’ün düşüncelerini okuyoruz. Atatürk Diyor ki; “ Onlar mukaddes topraklar için canlarını seve seve vermişler ve Çanakkale Savaşlarının kaderini değiştirmişlerdir. Burada geçirdikleri her saniye, şehit olan her er Türk Milletinin mukadderatını belirlemiştir. Kara Savaşlarına katılan ilk Birlik olan 57. Alay vatan sevgisinin ne olduğunu bütün insanlığa göstermiştir. Bu kahraman Alayı hayranlık, minnet ve rahmetle anıyorum.”
Mustafa Kemal Atatürk’ün bu övgü dolu sözleri sarf ettiği 57. Alayı Aydın Ayhan Hoca da şöyle anlatıyor:” Tabur komutanlarından birisi Yüzbaşı Akif Balıkesirlidir. Yine İvrindili Ali Çavuş hatıralarını anlatırken önemle söyledi bana..Bizimle birlikte savaşan Hıristiyan Doktor Bir Rum vardı diyor Ali Çavuş ve çatışmalar sırasında yaralı bir doktor getirdiklerini söylemişler. O sırada yaralı Rum doktor Dimitroyati ’Aman kuzum demiş, aman..Gavur mavur deyip beni başka bir yere gömersiniz, beni kardeşlerimle gömün’ demiş ve işte bu Şehitlikte kardeşleri ile kucak kucağa gömmüşler.
KORKU DERESİ
Yine ilk dinlediğimizde bizi oldukça etkileyen bir bölgeye geliyoruz. Burası “Korku Deresi..” Buraya neden korku deresi dediklerini Ayrın Ayhan şöyle anlatıyor:”Buradan bizim bir Alay kadar askerimiz saldırıya geçmiş ve düşmana dere yatağının olduğu yerden saldırmış. İleride bir bataklık var ve İngilizler oraya tel örgü çekmişler. Bataklığın içindeki tel örgüyü bizim Mehmetçikler göremiyor ve takılıyor. Takılan askerlirimizi İngilizler çapraz ateş ile tarıyorlar, makineliler ile biçmeye başlıyorlar. Geleni biçiyorlar, geleni biçiyorlar..Tel örgülerin üzeri cesetlerle doluyor ve Mehmetçiklerin çoğu cesetlere basarak geçebiliyor ve düşmana saldırmaya devam ediyorlar. Ama İngilizler tabii, makineli ellerinde ve üstünlükleri var ve biçe biçe bizi bitiriyorlar. Bu birliğimize takviye de gidemiyor ve bu çevrede dere yatağından korkunç sesler geliyor. Yaralılar var ve bu yaralılar ile ilgilenen olmayınca orada ölünceye kadar, bazen bir gün bazen iki gün çığlıklar atarak, bağırarak şehit oluyorlar. Şimdi buraya yakın nöbetçilerimiz geceleri bu sesleri duyunca burasının adını “Korku Deresi” koyuyorlar. Düşünün yaralı, bağırsakları dışarı fırlamış, aç susuz yerinden kıpırdayamıyor ve yardımına gelebilecek kimse yok ve çığlıklar atıyor.
SİPERLERDEN YÜKSELEN TÜRKÜ SESİ
Çanakkale Savaşı’nın çok önemli bir olgusu da siperleridir. Aydın Ayhan Hoca bize bir siperin içinde çok etkileyici bir siper olayı anlatıyor:” İngilizler bir sabah Türk siperlerinin olduğu yerden akıl almaz güzellikte bir ses duyarlar. Mehmedim coşmuş ve bir türkü söylemektedir. İngilizler ve Anzaklar hiç bilmedikleri bir kültür ve müzik türü birden şaşırırlar. Güzel davudi bir ses ve çok hoşlarına gider ve dinlerler. Ertesi gün yine, artık bütün müzik meraklıları toplanıp dinlemeye başlarlar. Mehmet de art arda türküler söylemektedir. O siperler artık çok meşhur olur ve Mehmet’i dinlemeye gelenler çoğalır. Bir gün gelirler Mehmet türkü söylemiyor. Ertesi gün bakarlar yine ses seda yok. Üçüncü gün de söylenmeyince, bir kâğıda İngilizce olarak yazarlar, bize o güzel türküleri söyleyen o ses ne oldu diye ve bir sigara tablasının içine koyarak Türk siperlerine fırlatırlar. Biraz sonra aynı sigara tablasının içinde bozuk bir İngilizce ile, o güzel sesin sahibini üç gün önce şehit ettiniz mesajı gelir İngiliz siperlerine…
CONK BAYIRI
Çanakkale gezimizin sonunda Conk Bayırı’na geliyoruz. Aydın Ayhan burada yaşananları ise şöyle anlatıyor:”İngilizler Ağustos ayının başından itibaren daha doğrusu Temmuz’un sonundan itibaren bizi kandırmışlar. Arıburnundan aşamayınca bu bulunduğumuz bölgeden aşalım ve Türklerin denizle olan irtibatını keselim ve yardım alamasınlar demişler. Kandırması şöyle oluyor. Gündüzleri yüzlerce kayıkla çıkarma yapıyorlar Seddülbayır’a ve geceleri aynı insanları yine aynı kayıklarla tekrar Arıburnu’na götürüyorlar. Dolayısı ile biz de o insan sirkülâsyonuna bakarak bütün gücümüzü oraya aktarmışız. 6 Ağustostan itibaren korkunç bir çıkarma başlamış ve biz şaşırıp kalmışız, çünkü burada insan kalmamış. Fakat orada bizim şansımız onların şanssızlığı olmuş. Çıkarma yapar yapmaz onların komutanlarını bizimkiler öldürmüş. Başlarındaki kumandan ölünce onlar çaresiz kalmışlar. Orada kalakalmışlar ve zaman kaybetmişler. Atatürk buraya tayin oluyor ve geliyor. 9-10 Ağustos gecesi hücum yaptıracak ve buraya geliyor. O sırada birlikler de gelmeye başlamışlar. 23. ve 28. Alay hücum için hazırlıklarını yapıyorlar ve bekliyorlar. Güneş doğmak üzere iken Atatürk çadırın önüne çıkıyor. Hücum edecek askerlerini görüyor ve saatine bakıyor 4,5’a geliyor. Komutanlarla birlikte hücum saflarının önüne geçiyor. Askerlere de bir konuşma yaparak şöyle diyor:’Askerler, karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphem yoktur. Fakat siz acele etmeyin, evvela ben ileriye gideyim. Ben kırbacımla işaret verince siz atılırsınız. Kumandan ve zabitlerime de benim işaretime dikkat etmelerini iletmelerini söyledim. Ondan sonra dediğim gibi ön tarafa geçip kırbacımı kaldırıp işareti verdim ve hücumu başlattım. Benim işaretim ile başta komutan ve zabitler olmak üzere bir güruh halinde ileriye bir aslan gibi atıldılar. Bir saniye sonra Allah Allah sesleri yeri göğü inletmeye başladı. Düşman silah kullanmaya vakit bile bulamadı. Boğaz boğaza bir mücadeleden sonra ilk hattaki güçler imha edilmişti. Sonra yine yakında bulunan ikinci ve üçüncü hatlara geçiliyor.’
Atatürk’ün kırbacını indirip hücumu başlattığı sabaha karşı, İngilizlerin bulunduğu Conk Bayırına doğru müthiş bir boğuşma başlıyor. Yakın bir muharebe, süngü süngüye, bıçak bıçağa, yumruk yumruğa bir çatışma oluyor. Atatürk saat 10 sıralarında sağ göğsünde bir sızı hissediyor. Bir bakıyor kan sızıyor. Şarapnel parçası saatini parçalamış. Hemen kapatıyor üstünü, asker görüp de morali bozulmasın diye..Bu saati sonra General Sanders’e hediye ediyor o da Almanya’ya götürüyor. Daha sonra 12.15 sıralarında Conk Bayırı ele geçiyor ve Atatürk ateşkes emrini veriyor.
ÇANAKKALE’YE GİDİN
Çanakkale Destanını anlatan Aydın Ayhan Hoca son olarak tavsiye niteliğinde şunları söylüyor:” Çanakkale’ye gidin, gidin Çanakkale’ye… Çocuklarınızı da götürün ve defalarca gidin. Orada dağa taşa, ağaca ormana, karıncaya, denizden geçen gemilere, orada kemiklerini topladığımız gencecik şehitlerimize haykırın; bu vatan bizim diye haykırın, gidin Çanakkale’ye…Bu memleketi bölmek isteyenlere, alevi Sünni diye ayıranların kafalarına çakarcasına haykırın..Eğer bu gecenin herhangi bir saatinde kalkarsanız, dinleyin karanlığı..Bu karanlığın içinde gencecik yaşta şehit olanların kalp atışlarını duyar gibi olacaksınız. Onlara Fatihalar okuyun. Karanlığı dinleyin. Bu gün şu anda şu yatakta namusumuzla yatmamızı sağlayan, hudutlarımızdaki, karakollarımızdaki askerlerimize dualar okuyun. Onların kalp atışlarını duyacaksınız. Çanakkale’ye gidin..Gidin Çanakkale’ye..
Aydın Ayhan Hocanın Çanakkale Destanı ile ilgili anlattıkları bu şekilde… Kendisine yıllar süren bu çalışmaları nedeniyle çok teşekkür ediyoruz. Yaptığı hizmet anlatılacak gibi değil. Ne kadar teşekkür edilse azdır. Kitabı zaten her şeyi anlatıyor. Biz de diyoruz ki; Gidin Çanakkale’ye gidin… Eğer gidemiyorsanız, “Çanakkale Ah Çanakkale” kitabını alın ve mutlaka okuyun. Sağ olasın Aydın Ayhan Hoca, yüreğine sağlık…
Ramazan Karaca

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
Üyelik İşlemleri
Üye Girişi
Şifre Hatırlatma
Yeni Üyelik

Lütfen email adresinizi veya kullanıcı adınızı yazınız.

Lütfen aşağıdaki formu eksiksiz doldurunuz.

Captcha