ArtıBir
  • Henüz üye değil misiniz ? Sağ alt köşeden üye olabilirsiniz.

KARESİ VAKFI; “OKUF”

KARESİ VAKFI; “OKUF”
KARESİ VAKFI; “OKUF”
Bu Habere Oy Verin!

Eski adı Okuf olan Esenli Mahallesi’ne, Balıkesir/Bigadiç yolunun 18. kilometresinde yer alan Balıkesir Üniversitesi’ni geçtikten sonra 5 km daha doğuya gidilerek ulaşılır. Balıkesir ilimizin Bigadiç ilçesine bağlı olan köyümüz; Çağış, Aslıhan Tepecik, Ovabayındır, Güvem Çetmi mahallelerine ve Balıkesir Üniversitesi’ne komşudur.

recovered_jpeg-digital-camera_3902

Kuruluş tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, ilimizin en eski Türk köylerinden biri olduğu tahmin edilmektedir. Bilindiği gibi Türkler Anadolu’ya girdiklerinde tamamen yörük boyları halinde idiler. Yörükler (yürük, yürüyen) hayvanlarını otlatmak için mevsimine göre konargöçer bir hayat sürmekteydiler. Yerleşik hayata önce geçen ve ziraat ile de uğraşanlarına manav adı verilmiştir. Selçuklu ve Osmanlılar topraksız köylüleri boş arazilere yerleştirmek suretiyle toprağı şenlendiriyordu. Vakıflar kurarak ıssız yerleri canlandırmaya çalışıyordu. Bir manav/muhacir köyü olan Okuf, vakıf olarak kurulmuştur. Okuf kelimesinin anlamı da buradan gelmektedir. Vakıf kelimesi zamanla Okuf’a dönüşmüştür. Bugün Balıkesir Üniversitesi’nin sırtını yasladığı tepe halk arasında Emra olarak bilinir, Emir Dağı da dönüşerek “Emra” olmuştur. Köyün kurucusu Emir Bey’dir.

Kayıtlarda Karesioğlu Emir Bey Vakfı olarak geçen vakfın kuruluş tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunamamıştır. Tahminimize göre Karesi Beyliği Osmanlı Beyliği’ne katıldıktan bir süre sonra, 1350–1400 yılları arasında kurulmuştur. Varlıkları iki değirmen, bir türbe ve çiftlikten ibaret olan vakfın, şeriyye kayıtlarında gelirinin bir kısmını Balıkesir Yıldırım Camisi’ne (Eski Cami) aktardığı görülmektedir. Ayrıca köyün ilk camisi olan Yukarı Mahalle Camii 1493 yılında yapılmıştır. Ondan önce de yerleşik hayatın varlığı, bir mescid olması ve vakfın kurulu bulunması muhtemeldir. Maalesef 1969 yılında tarihi mescit yıkılarak yerine yenisi yapılmıştır. Elbette tamamen iyi niyetle yenilenmiştir ancak eskisi de muhafaza edilebilseydi önemli bir tarihi ve turistik eser yaşıyor olacaktı. Eski mescidin bugün elimizde kalan tek parçası, müştemilatın giriş kapısı üzerinde yer alan altıgen taş levha bugün üniversitemizde sergilenmektedir. Ve üzerinde “Masrafları Halka Ait Okuf Köyü Mescidi” yazmaktadır.

Kurulduktan sonraki dönemlerde giderek gelişen Okuf Köyü her zaman çevrenin önemli bir ekonomik merkezidir. Tarım ve hayvancılık ana geçim kaynağıdır. Ayrıca Başdere ve Patlak dereleri üzerinde kurulu olan ve son döneme kadar dördü çalışan değirmenleri, demircileri, taş ustası duvarcıları, dülger, terzi, müzisyen, berber gibi çeşitli iş kollarında zanaatkarları ve dükkanları bölgeye hizmet etmiştir. Osmanlı Devleti’nin yaptığı ilk nüfus sayımı 1845’tedir ve buna göre Okuf’ta 31 hane yaşamaktadır.

hpim7248

Okuf’a Muhacirlerin Gelişi

Türkler, deniz gücü de bulunan Karesi Beyliği devrinde Balkanlar’a seferler düzenlemişlerdi. Ancak Orhan Bey zamanında fetih ve yerleşmeler artmıştır. Bu fetihlere Karesi Emirleri’nin katkısı büyük olmuştur. Orhan Bey’in büyük oğlu ve Karesi Sancak beyi Süleyman Paşa döneminde Hacı İl Bey, Evrenos Bey, Gazi Fazıl Bey ve Ece Bey adlı Karesi li komutanlar 1330’lardan itibaren Rumeli’nin tapusunu almışlardır. Fethedilen yerlerde kalıcı olmak adına Anadolu’dan Türk Boyları getirilmiştir. Bazı görüşler, isyancı ve sorun çıkaran boyların ceza olarak sürgüne gönderilerek buralarda iskan edildiğini savunsa da sonradan ve azınlıkta olması gerekir. Yeni alınan yerlere seçkin, yetenekli, uyum sağlayabilen ve Türkleri iyi temsil edebileceklerin yerleştirilmesi daha akla yatkındır. Sonraki dönemlerde gerçekleştirdikleri faaliyetlerine ve çevrelerine olan etkileri düşünüldüğünde bu anlaşılmaktadır. Daha çok İç Anadolu’dan Türklerin Balkanlar’da iskan edildiğinden bahsedilir ancak daha 1357’de Çimni Kalesi’nin alınmasından sonra Karesi Sancağı’ndan on bin Türk’ün Balkanlar’a geçtiği tarihlerde kayıtlıdır. Günümüzde Bulgaristan Hasköy’de Balıkesirli, Karasili, Gönenli, Danişmendlü, Dimetoka’da Karasiyurdu gibi yer adlarının mevcut oluşu da bunu ispatlar niteliktedir.

Halk arasında 93 harbi olarak bilinen 1878/1879 Osmanlı – Rus Savaşı sonrasında yaklaşık 600 yıl önceki yolculuk bu defa tersine dönmektedir. Ama bu sefer fetih sevinci ile değil, her şeyini arkada bırakıp, Bulgar çetelerinin zulümleri altında bin bir zahmetle geçen bir yolculuk olur. Ermenilerin aslı astarı olmayan, yok yere, “sözde” çıkardıkları tantanaya bakılırsa, Bulgarlar’dan hesap sormayışımız da ayrı bir bahistir. Osmanlı Devleti son dönemlerini yaşamaktadır ve Balkanlar’da tamamen çözülmeye başlamıştır. Balkanlar’dan gelen muhacirler Anadolu’da birçok illerde iskan edilir. Balıkesir de muhacirlere kucak açar. Kesin olarak bilemeyiz ama belki de daha önce buralardan gidenler eski yurtlarına geri döner.

1895 yılında Hasköy’ün Musacıklar Köyü’nden gelen dokuz ailelik ilk grup çadırlarını Okuf yakınlarındaki Kavakdere mevkiine kurar. Okuf’un birlik ve beraberliğinin güzel bir örneği işte o zaman yaşanır. Köyün ileri gelenleri toplanır. Yan yana iki köy olmasına ne gerek var, gelin birlikte yaşayalım, biz size hem bakarız, hem de tarla veririz diyerek Okuflu lar muhacirlere gönüllerini açar. Sonrasında Kırcaali ve yine Hasköy dolayından ilaveler de olur. Muhacirlerin gelişi Okuf’u daha da bir canlandırır. 600 yıl Avrupa’da yaşayan Muhacirler Avrupa kültüründen etkilenmiş, çalışkan ve yeteneklidir, aydın görüşlü, açık fikirlidir. Aralarında birçok meslek erbabı kalifiye elemanlar Okuf’un ekonomik hayatını zenginleştirmiştir. Bu arada “gâvur içinde kalmayalım” diyerek muhacir gelen Müslüman Romanlar ayrı bir zenginliktir. Demirci ve kalaycı gibi meslek erbaplarının yanında müzisyenler de vardır ve yöremizdeki düğünlerde sanatlarını gerçekleştirmiş, Okufluyuz diyerek köyün adını duyurmuşlardır. Maalesef 60’lı yıllarda Balıkesir’e göç etmeleri bir kayıp olsa da hala irtibatları sürmektedir.

hpim6286

Günümüze Doğru

Yeni kurulan cumhuriyetimizle birlikte Okuf’un gelişimi sürmüştür. Köyde eğitim ve öğretime önem verilir. 1936’da ilkokul açılmış, 1955’te bugünkü binası yapılmıştır. Öğretmen, doktor, mühendis, polis, asker gibi her meslekten kişiler köyden yetişmiştir.

Okuf da her yer gibi, ülkemizin ve döneminin kaderini yaşamış, zorluklardan nasibini almıştır. Varlığı da kıtlığı da görmüştür. Okuf’un ileri gelenlerinden Burhan Kırlı 40’lı yıllara ait çocukluk anısını şöyle aktarır: “Ertesi gün tarlalarında çalışmaya komşular gelecektir ancak ekmek yapmaya un yoktur. Anası oğlunu tarlaya yollar, eline kırklık denilen koyun makasını verir. Henüz olgunlaşmamış sarı arpa başaklarından toplamasını ister. Toplanan başaklar fırında kurutulur, taneleri ayrılarak öğütülür ve un yapılır ama un yemyeşildir.” Yedikleri yeşil ekmekleri hala anlatır. 1949’da köyde nüfus 950’dir. Sonrasında gelen 50’li yıllarda köylüler bolluğa erer. Bu arada 1955’te köyün adı Okuf’tan Esenli’ye dönüşür. Ancak pek çok yerde hala Okuf olarak bilinir. Yine Balıkesir’in Büyükşehir statüsüne kavuşması ile köyler mahalleye dönüşmüşse de bu yazıda çoğunlukla Esenli Mahallesi yerine, Okuf Köyü kullanılmıştır.

khpim0001

60’lı yıllara gelindiğinde Anadolu–Avrupa arasındaki yolculuk yine tersine dönmüş, Türkler bir kez daha Avrupa’ya doğru yola çıkmıştır. Ama yine fatihler değil bu sefer de işçiler olarak. 1964’te köyden ilk gurbetçi yolculuğu başlar ve arkası gelir. Çoğunluk Almanya olmak üzere, Belçika, Hollanda, İtalya, Fransa’da çalışırlar. 1973’te nüfus 1150 olmuştur, ancak bu yıllarda Balıkesir’e göç artmıştır. Yalnız Balıkesir’e değil; Bigadiç, Bandırma, Sındırgı, Edremit, Kepsut ilçelerimize yerleşenlerle beraber, Manisa, İzmir, Bursa, İstanbul, Ankara, Antalya, Denizli ve Çanakkale illerimize de göçenler vardır. Eskiler kırk gün orak, kırk gün harman derlerdi. Tarlada çalışmaya iş gücü gerekliydi. 80’lerde tarımsal teknolojinin gelişmesi ile köyde insan gücüne ihtiyaç azaldı. Biçerdöver ile bir saatte her şey halolmaktaydı. Bu durum ülkemizin her yerinde olduğu gibi köyden göçü daha da hızlandırdı. Yalnızca Balıkesir il merkezinde yaklaşık 400 Okuflu aile yaşamaktadır. Aynı eski artış hızıyla devam ettiği düşünüldüğünde 1700 civarında olması gereken Okuf nüfusu bugün 640’tır.

Okuf’ta Son Durum

Köyün ana geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. 13500 dönüm ekilebilir arazinin 11000 dönümü sulamaya müsait olmasına rağmen yalnızca 600-700 dönümü yani % 6’sı sulanabilmektedir. Daha 1971 yılında DSİ’ye ilk başvurusu yapılmış olan Patlak Deresi üzerine Sulama Göleti Projesi bir türlü hayata geçirilememiştir. Şayet bu proje gerçekleşirse köye büyük bir canlılık getirecek, köyden göç duracak ve belki de köye dönüş başlayacaktır. Sulu tarım ile ülkemizin de bir sorunu olan “otu ete çevirme” kolaylaşacaktır. Doğrudan yem bitkileri ekilerek hayvanlar beslenebilecektir. Yoksa bugünkü haliyle ekilen ürünü satıp geliri ile hazır yem alarak hayvancılık yapmak maliyetleri artırmaktadır. Sulu tarım arazileri artarsa ekilen ürün çeşitliliği artacak ve “Türkiye’yi doyuran il Balıkesir”e katkı çoğalacaktır.

Kısacası köyün günümüzdeki en önemli ihtiyacı acilen sulama göletinin yapılmasıdır. Bugün yaklaşık 1300 büyükbaş, 500 küçükbaş hayvan varlığı bulunan köyde günlük ortalama 5 ton süt üretilmektedir. 9 tona kadar günlük süt üretildiği dönemler de olmuştur. Tarım ürünlerinden buğday, haşhaş, kavun, nohut, yulaf ile sulanabilir yerlerde domates, biber, mısır yetiştirilmektedir. Kurulan elma bahçeleri ile de meyvecilik gelişmektedir. Ayrıca köyün yanındaki Kıran Tepesi’nde 7000 dönüm arazi fıstık çamı ile ağaçlandırılmış, köy daha bir yeşillenmiştir. Bu sayede Esenli’nin, adı gibi yaz kış sürekli püfür püfür esen rüzgarları ile tertemiz olan havası daha da güzelleşmiştir. 1970’lerin sonunda burada kurulması planlanan göğüs hastalıkları hastanesi 80 ihtilali ile iptal edilmemiş olsa ne isabetli olurdu.Köyde bulunan üç cami, Kur’an kursu, ilkokul, Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Sulama Kooperatifi, Avcılık ve Atıcılık Kulübü köy halkına hizmet vermektedir. Altyapı tamamlanmıştır. Meslek grupları arasında ise berberlik başı çekmekle beraber çeşitli iş kollarından işçi ve esnaflar mevcuttur. Ana yoldan 5 kilometre içeride kalması sebebiyle köyün önemli sorunlarından biri de ulaşımdır. 90’lı yıllara kadar var olan Balıkesir’e düzenli belediye otobüsü seferlerinin bugün olmayışı köyde ikamet ederek şehirde çalışmayı zorlaştırmakta ve göç devam etmektedir. Ulaşım sıkıntısı çalışma hayatının yanı sıra eğitimi de olumsuz etkilemiştir. Zorunlu eğitimle birlikte bu sorun kısmen de olsa haledilmişse de vaktiyle ortaokul, lise ve üniversiteye devam eden gençlerin oranını düşürmüştür.

Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin mahalleye otobüs seferlerini yeniden başlatması ile Okuf daha canlı bir hal alacaktır.

Otu Çek, Köküne Bak!

Yukarıdaki atasözü birisini tanımak istiyorsan, kim olduğunu iyi bilmelisin anlamına geldiği gibi kendi kökümüze bakarak da kim olduğumuzu biliriz ve hatırlarız demektedir… Ve yine “Dünya ne kadar hızlı dönse de kökler dalları kendine çeker” sözü Okuf’ta adeta doğrulanmaktadır.

Vaktiyle köyden göç eden kuşaklar bugün yaşını başını almış, emekli olmuşlardır. Memleketin her yerinde olduğu gibi çoğunun gönlünde köydeki ata ocağını tüttürmek vardır. Pek çoğu büyüklerinden kalan evlerini onarmış veya yeniden yapmış, bazıları sürekli köyde yaşayarak, bazıları ise aralıklarla gelip giderek kökleri ile bağını sürdürmekte, çocuklarını, torunlarını köksüz bırakmamaktadır.

Köyde gelenek ve görenekler yaşatılmaya çalışılmaktadır. Manav ve muhacir kültürü Ege Yöresi ile harmanlanmıştır. Kadınlar ferace ve şalvar giymektedir. Bengi, Ağır Hava, Harmandalı Zeybeği düğünlerde oynanır. 1977’de köye elektrik gelene kadar gençlerin dağdan kök çıkartarak meydanda yakılan ateşle ahengin aydınlatmasını sağladığı düğünler Cuma kına gecesi, Cumartesi ahenk, Pazar gelin alma ile son bulur. Ama mutlaka “keşkek” olmalıdır. Balıkesir’in meşhur tatlısı “höşmerim” yapılmaktadır. Hele Okuf’un köy ekmeği meşhurdur. Baharın müjdecisi Hıdırellez coşkuyla kutlanır. Yolcular ve misafirler için konaklama yeri olan cami odalarına her akşam sıra ile bir ailenin yemek götürmesine “konak” denir. 90’lı yıllarda bu gelenek son bulmuşsa da bugün Ramazan Ayı’nda sürdürülmektedir. Okuf’un en güzel geleneklerinden biri de bayramlaşmadır. Ramazan ve Kurban bayramlarında, kadınlar mezarlık ziyaretini Arife Günü yapar. Erkekler ise üç camide kılınan bayram namazından sonra topluca mezarlığa gelir. Dualar okunur, kabir ziyareti yapılır. Daha sonra ilk bayramlaşan, bayramlaştığı kişinin yanına sıraya geçer ve sonrakiler de bayramlaşarak sıraya eklenir. Böylece herkes birbiri ile bayramlaşmış olur ve birlik beraberlik sürer gider. Bu yüzden özellikle köy dışında yaşayanlar bayram namazını köyde kılmaya önem verirler. Çocuklarını da yanlarına getirerek yine “kökleri ile bağlantıyı” sürdürürler. Geleneğe göre, biri vefat ettiğinde yedi gün Tebareke okunur. Yedinci gün mezarını kazanlara ve yakın akrabaya yemek verilir.

Kırkında helvası yapılır, elli ikisinde mevlit okutularak yemek verilir. Yılında ise yemekli köy mevlidi yapılır. Yine sürmekte olan önemli bir gelenek asker düğünleridir. Askere gidecek gençler mevlit okutur ve sonrasında asker eğlencesi yapar. Aynı dedeleri gibi, terörün en azgın zamanlarında bile, düğüne gidercesine, “Kınalı Hasan” gibi gülerek koşarlar askerliğe, Peygamber Ocağı’na…

img-20160807-wa0005

 

Okuf’ta Çanakkale Ruhu

Okuf insanı vatanseverdir. Okuf’un, çoğu Çanakkale Savaşı’nda olmak üzere tespit edilen 39 şehidi vardır. Dedelerinden kalan bu şanlı miras elbette unutulmaz. Hemen her sülalenin Çanakkale’de şehidi vardır. Bazı isimlerin bir sülalede defalarca konmaya devam etmesi onların hatırasınadır. Çanakkale Savaşı’nın yıl dönümlerinde mevlit okutulur, hayırlar yapılır. Çanakkale Şehitliği’ne onlarca gezi düzenlenmiş, kadın erkek, yaşlı genç pek çok kişi dedelerini ziyaret etmiş, dualar okumuştur. Onlardan aldığı feyiz ile vatanı için hizmeti, birlik beraberliğin önemini, vatanın sahibi olduğunu, nasıl kazanıldığını, yaptıkları için karşılık beklememeyi daha bir anlamış, öğrenmiş ve bilmiştir. Öyle ya, insan kendi evinin duvarını onarınca kimden ne bekler ki? Yeter ki evin içinde huzur, güven sürsün.

Kahramanlardan İki Örnek

Her biri birbirinden kıymetli şehit ve gazilerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun. Her bir şehit ve gazimizin hizmeti emsalsizdir. Burada yalnızca iki kahramana kısaca yer verilebilmiştir.

dsc_0143

Sarıkamış Gazisi: Üsteğmen Mehmet Şükrü

1841’den itibaren Yunanlıları örnek alarak bağımsızlık kazanmaya çalışan Bulgarlar sık sık ayaklanmaktadır. Bulgar çeteleri Türklere zulmetmekte ve katletmektedir. Hasköy Musacıklardan Kethüda Ahmet Efendi bu çetelere karşı destansı bir mücadele yürütür. Öyle ki eşi Fatma Hanım da (Kara Fatma)  silahlıdır, eşkıyalara karşı çatışmalara katılmaktadır. Kethüda Ahmet Efendi’nin torunu Mehmet Şükrü 1891’de Musacıklar’da dünyaya gelir. Mehmet Şükrü medrese eğitimini tamamlar ve bir yıl Bigadiç’te imamlık yapar. Ancak gönlü öğretmenliktedir. 1909’da açılan Karesi Muallim Mektebi’ni 1911’de bitiren 11 kişilik ilk mezunlardan biridir. Bigadiç’e bu kez öğretmen olarak döner. Bu sırada eşi Bedriye Hanım ile evlenir. Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile önce daha 15 yaşında olan küçük kardeşi Ahmet asker olur. Mehmet Şükrü kendi isteğiyle yedek subay hazırlama okuluna müracaat ederek vatan hizmetine koşar. İstanbul’da bir süre eğitim gördükten sonra eşini ve yeni doğmuş oğlu Mehmet Şevket’i arkasında bırakarak üçüncü orduya bağlı dokuzuncu kolorduda göreve başlar ve Sarıkamış Harekatı’na katılır. Bilindiği gibi pek çoğunun donarak şehit olduğu bu hazin savaş 60000 şehit verilmesi ile sonuçlanmıştır. Üsteğmen Mehmet Şükrü Sarıkamış’a girebilen 300 kişilik dokuzuncu kolordudadır. Sonrasında Kafkas Ordusu’nda görevini sürdürür ve Savaş Onur Madalyası ile ödüllendirilir. 1920 yılı sonuna doğru yıllardır savaşan Mehmet Şükrü tedavi görmektedir ve hava değişimi için memleketine gönderilir. Ancak iyileşmesi mümkün olmayacak, 1921 yılı baharında vefat edecektir. Terhis olmamıştır ve tedavi de askerliğin parçası olduğundan şehit olsa gerektir. Kardeşi Ahmet ise “Harp Kaybı”dır. Şehadet kayıtları tespit edilemeyenler 1934’e kadar beklenmiş, dönmeyenler o yıl kayıttan düşülmüştür. Eşi Bedriye 1929’da vefat etmiştir. Oğlu Mehmet Şevket ise Cunda Yetim Mektebi’nde ilkokulu bitirmiş sonrasında 1937’de öğretmen olmuştur. Torunu Altuğ Yurdakuloğlu, belki de dedesi Mehmet Şükrü’nün kısa süren eğitimcilik sevdasının hatırasına 1987’de bir özel kolej kurmuş 2011’e kadar faaliyetine devam ettirmiştir. İki oğlunu da vatanına kurban veren Mürüfe Nine kendisine teklif edilen şehit anası maaşını kabul etmemiş: “Bana en güzel maaş Türk Vatanının Sancağı yeter” demiştir.

nuri3

Son Kahraman: Gazi Nuri Özkal

1989 Esenli doğumlu Nuri Özkal, Mustafa – Sevinç Özkal çiftinin iki oğlunun büyüğüdür. İlkokulu köyde bitirir ve Balıkesir Atatürk Ortaokulu, Rahmi Kula Anadolu Lisesi, Sındırgı Meslek Okulu ile eğitim hayatını tamamlayarak 2012/2013 yıllarında Hakkari Dağ Komando Tugayı’nda askerliğini tamamlar. En zor yerlerde askerliğini yapmasına rağmen içindeki Çanakkale Ruhu onu askerlik mesleğine çeker ve askerlik sonrası aldığı eğitim ile Jandarma Komando Özel Harekat Birliği’ndedir. Güneydoğu Anadolu’da pek çok ilde operasyonlara katılır. 2016 yılı baharında bazı illerde hendekler kazılmış, kargaşalıklar çıkartılmaya çalışılmaktadır. Askerimizin operasyonları sürmektedir. Nuri Özkal ve birliği 24 Mayıs sabahı Diyarbakır Sur ilçesinde görevlerini icra etmektedir. Saat 10 sularında bir el yapımı patlayıcı Nuri’nin hemen yanında patlar. Vücudunun büyük bölümünde yanıklar oluşur, 33 gün yoğun bakımda kalır. Tedavisi hala sürmektedir. Ne mutlu ki gazimizin kalıcı hiçbir yarası ve engeli bulunmamaktadır. Küçük bir kazadan sonra bile insan araç kullanmaktan bir süre çekinir. Gazimiz iyileştiğinde geri dönmeyebilecek iken, ona tedavisi biter bitmez arkadaşlarının arasına katılmayı sabırsızlıkla bekleten, kahramanı seve seve geri döndüren nedir?

Hazırlayan: Fazıl Sağıroğlu

Kaynaklar: 1- Göçgün, Mehmet Ali. (2010).  Karesi Beyliğinden Günümüze Esenli, Değirmenli, Çömlekçi Köylerinin Araştırılması. Balıkesir. 2- Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. (1925) Karesi Vilayeti Tarihçesi 3- Öden, Zerrin Günal. (1999). Karesi Beyliği 4- Akkuş, Tacettin. (2001). Tanzimat Başlarında Balıkesir Kazası 5- İnalcık, Halil. (2004) Batı Anadolu’da Yükselen Denizci Gazi Beylikleri, Bizans ve Haçlılar. Uluslararası Batı Anadolu Beylikleri Sempozyumu. Balıkesir. 6- Öden, Zerrin Günal. (2004). Karesi ve İlk Zamanları. Uluslararası Batı Anadolu Beylikleri Sempozyumu. Balıkesir. 7- Burma, Mustafa. (2012). Bulgaristan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan Ayrılış Sürecinde Bulgar Ayaklanmaları. Balkan Araştırmaları Dergisi. 8- Kişiler: Burhan Kırlı, Ahmet Eren, İsmail Acar, Altuğ Yurdakuloğlu, Hüseyin Okçelik, Turan Baydan, Mehmet Ali Erteç, Esenli Köyü Sakinleri.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
Üyelik İşlemleri
Üye Girişi
Şifre Hatırlatma
Yeni Üyelik

Lütfen email adresinizi veya kullanıcı adınızı yazınız.

Lütfen aşağıdaki formu eksiksiz doldurunuz.

Captcha