13 Haziran 2024 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a
Aytekin Durmaz

Aytekin Durmaz

03 Mayıs 2024 Cuma

YA SİZCE ?

YA SİZCE ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Lise yıllarında sınıf arkadaşım, birbirimizden hiç ayrılmadığımız, yediğimiz içtiğimizin ayrı gitmediği, evde geçirdiğimiz zamanlar hariç, beraber gülüp oynadığımız en yakın arkadaşım Murat’ı Balıkesir’de bırakıp üniversiteye gitmek benim için en zor ayrılıklardan biriydi.Alışmıştım,özlüyordum.Bir sene sonra benimle aynı yeri kazanır umuduyla o yılı geçirmiş,yakın bir yeri kazanmasıyla teselli bulmuştum.Eskisi kadar olmasa da görüşüyorduk.Buluştuğumuzda gözlerimizin içi gülüyor,yaşımız genç olmasına rağmen sevinçle eski lise günlerimizden ,paylaştıklarımızdan bahsediyorduk.Her defasında zor ayrılıyor ,bir daha ki görüşmeyi iple çekiyorduk.Beraber yaptığımız her şey bize müthiş keyif verirken ,ayrılmak zorunda kalıp başkalarıyla aynı şeyleri yaptığımızda o tadı hiç mi hiç alamıyorduk.Günler geçti, ben üniversiteden mezun olup Balıkesir’e döndüm ve uzun zaman iş bulamadım, İngilizce kursuna devam ettim. Bu süreçte işsiz olmama rağmen ailem bana hep destekçiydi. Oğlum iş bulamadıysan bu senin suçun değil,ülkenin sorunu der benim moralimi yüksek tutarlardı.1 yıl sonra ben PTT’ye girip işe ve hakemliğe başladığımda  Murat üniversiteyi bitirip Balıkesir’e dönmüş, benim işsizlik sürecimi o  yaşamaya başlamıştı.Mesleğimiz aynıydı,farklı olan aile yapılarımızdı.Ben yoğun bir hayat koşuşturması ve temponun içine girmiştim hafta içi çalışıyor,akşamları antremanlara gidiyor,hafta sonları da hakemlik yapıyordum.Bu yoğunluk içinde birbirimize eskisi kadar zaman ayıramıyorduk ve bu benim yoğunluğumdan kaynaklanıyordu.Bir araya geldiğimizde iş bulamadığı için mutsuz olduğunu söylüyordu.Ben yine hayat mücadelesinin içinde koştururken ,  benim hayatım boyunca etkisinden kurtulamadığım çok acı bir haber geldi.Murat intihar etmişti,odasında kendini iple tavana asmıştı.Can dostum Murat beni ve hayatı 22 yaşında bırakıp gitti.Geceleri uyku uyayamadığım, hayatımın her anında gözümün önüne gelen, rüyalarıma giren, yıllar geçse de yalnızken zaman zaman şu satırları karalamaya çalışırken ki gibi gözyaşlarımı tutamadığım, yatağımda sesim duyulmasın diye kafamı yastığa bastırıp usul usul sessizce  ağladığım, bu an hayatımın kırılma anlarından biriydi. Acaba işte çalışmasam ,hakemlik yapmasam ona daha fazla zaman ayırabilirmiydim düşüncesi aylarca, yıllarca beynimi kemirdi durdu.Bu gidiş başka gidişlere benzemiyordu, tabi ki ayrılıkların en zoru insanın emek verdiği sevdiği birini kaybetmesidir.Bu kaybetme iki tarafta hayattaysa bir şekilde teselli bulunarak dayanılır. Ayrılık saatinin geldiğini anlarsın,gözlerine doya doya son kez bakabilirsin,kokusunu içine çekebilirsin ve son kez sarılabilirsin,o giderken arkasını dönüp izlerken beynine kazıyabilirsin,tesellin onun hayatta olmasıdır,bir yerlere savrulursunuz ama hayat mücadelesinde  zorda olsa zamanla unutursunuz.Biz ayrılık saatinin geldiğini anlayamadık,birbirimize son kez doya doya bakamadık,sarılamadık, ben arkasından ona baktığımda ise artık çok geçti,omuzlarda gidiyordu.Can dostum,canım arkadaşım, ruhun şad olsun…Hakemlik bana çok şeyler kattığı gibi benden de bir şeyler götürdü.Antremanlar ,maçlar,seminerler ,yolculuklar çok fedakarlık gerektiriyordu.Bu arada feragat edilen sevdiklerimden çalınan zamandı.Çoğu zaman sevdiğim insanların sevinçlendiği ve bu sevinçlerini paylaşmak isteyeceği düğünlerinde,yaş günlerinde ,doğumlarında,mezuniyet günlerinde , üzüntülerini paylaşmak isteyeceği dert,keder,hastalık ve ölümlerinde yanlarında olamayıp göreve gitmek zorunda kaldım,ve zaman içinde bu paylaşımlara katılamadığım için insanların bana kırıldığını, hayatlarında beni gönüllerinde  olduğum yerden daha geriye aldıklarını hissettim.Şunu gördüm ki hayatta her şeyin bir bedeli var.Yukarıda yaşadıklarım bana öğretti ki;Gerçekten sana değer veren sevdiklerinin yanında olmak için şartları zorla, onlarla zaman geçir ve sakın erteleme, zaman su gibi geçiyor. İlerde keşke dememek için onlarla gül, eğlen onları dinle sevinçlerine, hüzünlerine ortak ol, onlar için gerçekten vazgeçilmez ve önemli ol. Bende şimdi hayatın zaman içinde yaşayarak bana öğrettiklerini  uygulamaya çabalıyorum.Artık zamanımı daha iyi planlayıp bana fazla bir sey katmayacak ortamlar yerine can dostlarım  ve ailem ile geçirmeye daha çok çaba sarfediyorum.Hayatın koşuşturmasına kapılıp sevdiklerini ihmal edenler, kibir yapıp en yakınlarına küsenler,ölüm diye herkes  için koca bir gerçek varken sevdiğiniz kişilerin hala hayatta olduklarına dua edin,ileride keşke yanında olabilseydim deyip ,özlemekten kendi kendinizi bitireceğinize hadi soluğu yanında alın, sıkı sıkı sarılın… Bence zararın neresinden dönerseniz kardır.

Devamını Oku

AMA DOĞRU KADIN!

AMA DOĞRU KADIN!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

‘Askere gitmeden bir kız sevdim Balıkesir’de adı Süheyla . Ben 23 yaşında  PTT de işe yeni girmiş genç bir mühendis , o ise İstanbul’dan Balıkesir e üniversiteyi okumak için gelmiş 21 yaşında bir öğrenciydi.Onu tanıyıp  beraber zaman geçirdikten sonra okulu bitirip İstanbul’a dönecek olmasına rağmen ben evlenirsem mutlu olurum diyebileceğim özellikleri taşıyordu.Onun peşini bırakmadım,aileni tanımak istiyorum dedim.Zor da olsa bunu başardım.Askere gitmeden önce bana adını koyalım bir yüzük takalım dedi, bende ona ben seni bir yüzükle bağlayamam, senin önüne insanlar çıkacak belki de birini benden daha çok seveceksin ben ise dönüşümün bile belli olmadığı uzun ve zor bir göreve gidiyorum,döndüğümde benimsen benimsindir, yoksa da yolun açık olsun zaten hiç benim olmamışsındır diyip Doğubayazıt’a gitmiştim.O kız beni askerde ailemle beraber mektuplarıyla hiç yalnız bırakmadı, en zor zamanlarımda ondan gelen mektuplarla hayata bağlandım yaşama sevincimi yitirmedim.Ve artık sağ salim dönebilirsem onunla evlenmeye karar vermiştim.Bir gün Ağrı dağının eteklerinde  araç komutanı olarak göreve giderken bir köyün içinden geçtik. Ve ben bir evin önünde 2-3 yaşlarında küçük bir kız çocuğu gördüm ve hemen aracın durmasını istedim. Bu çocuk yırtık pırtık elbiselerle ayağı yalınayak kara basıyordu. İçim sızladı. O kadar askerin içinde komutanları olarak ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.Birazdan bir aile büyüğü geldi, üşümez mi?,hasta olmaz mı? dedim . Komutan hep böyle dedi. İsmini sordum HAZAL dedi. Hazal’ı kucağıma aldım öptüm.O an içimden bir ses eğer ilerde bir kızım olursa ismi Hazal olsun, bende onu daha iyi şartlarda yaşatabilmek için çabalamalıyım dedi. Ve görev bitip birliğime döndüm aldım elime kağıt kalemi ve Süheyla’ya  yazdım, ilerde bir kızımız olursa ismi Hazal olsun diye…Süheyla’dan gelen mektupta , kızımızın adını çok beğendim.İnşallah sağ salim dönersin ,sen Atalarımızın kanıyla suladığı topraklarda bizler için mücadele ediyorsun,ATA  kanı yerde kalmasın, oğlumuz olursa da ismi  ATAKAN olsun yazıyordu.İki çocuğumuzun adı belliydi, ufak bir iki konu kalmıştı, sağ salim dönebilmek ve evlenmek… Şartlar zordu. İlk çatışmamda omuz omuza olduğum Beyhan’ı şehit vermiş , 10 cm le hayatta kalabilmiştim. Daha sonra ise askerliğimin bitmesine bir ay kala çadırımızın yanması ve mühimmatların patlaması sonucunda yaralandım.Yaralanıp Iğdır devlet hastanesine getirilip tetkikler ve operasyonlarımız yapıldıktan sonra beni Iğdır 5. Piyade merkez komutanlığına getirdiler. Burada 20 gün revirde yattım. Bu arada sevdiklerim haber alamadılar, ulaşmak isteyenlere operasyonda dönmedi denildi. Yürüyemediğim için tarafıma verilen rapor sayesinde  arkadaşlarımın yardımıyla otobüse binip önce Erzurum’a  oradan da uçakla İstanbul’a geçtim.Geçmeden önce İstanbul’da yaşayan sağ salim dönersem evleneceğiz dediğim kızı hınzırlık yapıp bir daha sınava tabi tutmak istedim. Ona telefon ettim. Sana bir iyi bir de kötü haberim var dedim ,  bana uzun zamandır ulaşamayan Süheyla  biz kötülere alıştık önce kötüyü söyle dedi .Ama söylersem beni istemezsin artık dedim, ve arkasından ben yaralandım ayağımın birini kestiler dedim.O ise hiç duraksamadan çok sakin fakat canlı bir sesle olsun ben seni ayağın var diye sevmedim dedi.Gözlerim dolu dolu oldu.Süheyla son sınavı da geçmişti. Şimdi iyi haberdeydi sıra bu sefer ben titreyen sesimle İstanbul’a geliyorum dedim.1996 Ekim’inde Süheyla ile evlendik.  İki yıl sonra kızım HAZAL   8 yıl sonra da  oğlum ATAKAN dünya ya geldi. Şu ana kadar ki 19 yıllık evliliğimiz süresince ben hakemliğim gereği devamlı şehir dışında oldum. Eşim hem çalıştı, yeri geldi hem annelik hem babalık yaptı çocuklarımı büyüttü. Yemedi yedirdi, içmedi  içirdi.Beni bir kez olsun evimden müsabakalara mutsuz keyifsiz göndermedi.Hayatta verilen en kritik kararın evlilik kararı olduğunu düşünüyorum. Şimdiki gençlere baktığımda birbirlerini  ve ailelerini tam tanımadan, sosyal ve kültürel farklılıklarını dikkate almadan, ekonomik bağımsızlıklarını kazanmadan, karakterleri uyuşmamasına rağmen karşı tarafı değiştirebileceklerini zannedip acele evlilikler yapıp çok kısa sürede ayrılıyorlar.Gönlümden geçen   bundan sonra  sağlam temellere dayalı evliliklerin sayısının artması. Artsın ki o evliler  ömürlerinin her kısmında benim 19 yıldır dediğim gibi mutluyum desinler.Erkeklerde şunu unutmasın ki ; Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.

Devamını Oku

Ellerinden Öpüyorum

Ellerinden Öpüyorum
0

BEĞENDİM

ABONE OL

‘Ben çok şanslı biriyim. Neden mi? Tabi ki öğretmen çocuğu olmakla. Edebiyat öğretmeni annem Nermin Durmaz’dan ,Teknik öğretmen babam Naim Durmaz’dan beni hayatta başarılı kılabilecek o kadar çok şey öğrendim ki ; Canlarım iyi ki sizin çocuğunuz olmuşum. İyi ki varsınız .Ellerinizden öpüyorum. Biricik kardeşim Aylin Durmaz Arslangiray sen öyle bir matematik öğretmeni oldun ki, öğrencileri ve velileri tarafından sevilen, beğenilen aynı zamanda çok başarılı.. Atatürk’ün ilke ve inkılapları doğrultusunda pırıl pırıl öğrenciler yetiştirmeye devam ediyorsun. Seninle gurur duyuyorum. İyi ki benim ailemsiniz, iyi ki öğretmen olmuşsunuz .Gününüz kutlu olsun.. Herkesin ilk hatırladığı, ilk göz ağrısı ilkokul öğretmeni  konusunda da tabi ki çok şanslıydım. Canım kadar  sevdiğim teyzem Pervin Hancı Samsun’da o küçücük ellerime kalemi tutturup ,yazı yazdırabilen  beni okutan annem gibi olduğun için bana hiç yabancılık çektirmeyen seni nasıl unuturum. Hayatta başarılı olmam da katkın çok büyük, senin de ellerinden öpüyorum. Günün kutlu olsun.. Beni bugünlere getiren bütün öğretmenlerime ayrı ayrı  teşekkürü bir borç biliyorum. Sizlerin hakkı ödenmez. Ulu önderimiz Atatürk  25.08.1924”te Öğretmenler birliği kongresinde Öğretmenler ; Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eserinizi olacaktır diyerek öğretmenlere gerçekten çok değer ve önem verdiğini bir defa daha  göstermiş, sizlere çok önemli bir misyon yüklemiştir. Bir ulusun çağdaş ülkeler düzeyine erişebilmesi ;eğitim ve öğretimin kaliteli ve bilimsel yöntemlerle yürütülmesi ile ancak mümkün olabilir. Eğitim sorunlarını çözen uluslar ;bilim, sanat kültür, spor, sosyo-ekonomik alanlarda da kalkınır ve ilerlerler. Eğitime gereken önem ve ilgiyi göstermeyen uluslar ise başka ulusların kölesi olmaya mahkumdurlar. Kalkınmanın temel şartı eğitim ve öğretimdir. Öğretmen; insanları eğitmeyi ve öğretmeyi meslek edinen, eğitim kurumlarında çocuk ve gençlerin eğitim öğretimlerine rehberlik eden, yön veren ve hayata hazırlayan kişidir. Öğretmenler gününün amacı öğretmenin toplumdaki yerini, rolünü önemini ve değerini kavratmak, sorunlarını belirlemek ve öğretmeni olması gereken yüce konuma oturtmaktır. Öğretmenlerin kendi aralarındaki bağı kuvvetlendirmek, öğrencileri ile arasındaki sevgi, saygı ve dayanışmayı güçlendirmektir. Üzerimizde emeği olan öğretmenlerimizi saygıyla anmaktır. İşte Öğretmenler günü bu fedakar öğretmenlerimizin kıymetini bir kez daha düşünüp anlamamızı sağlayan önemli bir gündür. Millet Mekteplerinin açılışı ve Atatürk’ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım 1981 yılından beri Öğretmenler günü olarak kutlanmaktadır. Öğretmenlerimize duyduğumuz saygı, sevgi ve şükranlarımızı dile getirmek için yoğun hayat koşuşturmalarımız arasında bugünü fırsat bilmeliyiz. Bu duygularla okullarımızı bitirip hayata atılmamızda, bizleri yetiştiren  bu günlere hazırlayan öğretmenlerimizi hatırlamak, ziyaret etmek yada bir telefon ile seslerini duyup ,hatırlarını sormak onlar için en büyük ve en değerli armağan olacaktır. Tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü  en içten dileklerimle kutlarken; Bende emeği olan bütün öğretmenlerimin saygıyla ELLERİNDEN ÖPÜYORUM..’

Devamını Oku

Sıra Sendeymiş HASAN

Sıra Sendeymiş HASAN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

‘İşte bir şehidimiz daha geldi memleketim Balıkesir’e. Sevgili kardeşim Hasan Talay. Kursağım düğüm düğüm, Türk bayrağına sarılı tabutundan gözlerimi kaçırıyorum, birde yanı başında ne yapacağını bilemeyen sana sarılıp ağlaşan kederli ailenden ve iki tane bayan subayın kollarında sana sarılan eşinden. Daha 4 ay önce birliğinden izin alıp gelmiş Hacer ile dünya evine girmiştin. Kim bilir ne hayallerin vardı. Güzel bir yuvan ,kendine benzeyen çocuklarınla mutlu bir hayat sürecektin, ama çalışman lazımdı. Biliyordun ki çok fakir bir ailenin çocuğuydun. Ne yaparsan kendin yapacaktın. Baban Yusuf amca seni bugünlere helva ve simit satarak getirmişti. Seni gözünden bile sakınan baban acı haberini aldığında Kurtdereli Heykelimizin orada simit satarak ailesine yardımcı olmaya çalışıyordu. Senin de tek hedefin uzman çavuş olmak oldu. Yakın çevrene bir uzman olayım deve kestireceğim dedin. Sonunda muradına erdin, ve uzman oldun. Her zamanki gibi sözünün eriydin. Adağın olan deveyi de kestin. Araya evliliğini de sıkıştırdığın o kısacık 15 günlük iznin bitti ve Kayseri’deki birliğine döndün. Diyarbakır Sur’a geçici olarak görevlendirildin. Dirayetli ve cesurdun, vatanın için gözünü bile kırpmıyordun ve aslanlar gibi Sur’da çatışmalara katılıyordun.27 Ocak’ta sosyal paylaşım sitende şehit olan arkadaş ve komutanların için inşallah sıra bana da gelir şehitlik mertebesi bana da nasip olur demiştin. Çok geçmedi yiğidim 5 gün sonra 1 Şubat günü hain bölücü terör örgütü mensubu teröristlerce yapılan silahlı saldırı sonucunda yaralandın, tedavine GATA’da devam edildi ama sen kararını vermiştin arkadaşlarının yanına gitmek ve o mertebeye ulaşmak istemiştin cengaver Hasan’ım  ve dün o haberin geldi .Eyyy kahraman Hasan sen hakkını helal et. Ben seni yolcu ederken bakamadım, yaşlı gözlerimi  senden ve ailenden hep kaçırdım. Aklıma tekrar 22 yıl önce yaptığım vatani görevimde Ağrı Dağının 3000.mt’sinde 1 yıl yatakta yatmadan o hain teröristlerle mücadele ettiğim, ilk çatışmamda bir kayanın üstünde omuz omuza ateş ettiğimiz askerim Beyhan’ın Kanas silahıyla vurulup omuza düşerek anında şehit oluşu,8-10 cm le benim o mertebeye ulaşamamam, Beyhan’ın ailesinin yaşadıkları yada onun yerine ben olsam sevdiklerimin ailemin yaşayacaklarını artık hatırlamak istemiyorum ben. Ne olur canım ülkem vatanım bu sorunu çözün. Eğer çözmezseniz ben 22 yıl önce yaşadım, bugün devam ediyor, yarın ise sizlerin, bizlerin  çocukları yaşayacak, hiçbir Türk ailesi böyle yaşamayı hak etmiyor. Bu vahşet nereye kadar devam edecek. Bu acılar ne zaman dinerse rahat uyuyacak aileler. Artık terör saldırılarını lanetlemek, yaşananların hesabı sorulacak demek yetmiyor. Hala gereken riskleri alıp, başta yetkililer olmak üzere, Türk milleti olarak hep birlikte elimizi taşın altına sokmanın zamanı gelmedi mi? Ne yapalım bu seferde SIRA SENDEYMİŞ HASAN!! Bakalım sırada kim var mı? diyelim. İşte ondan sana bu halde bakamıyorum.Canım kardeşim Hasan..Hakkını helal et şehitim. Allah mekanını  cennet eylesin..’

Devamını Oku

Ayağımı Kesmeyin…

Ayağımı Kesmeyin…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

1994 Yılında vatani görevim i yapmak için Balıkesir’den ayrılırken Balıkesir PTT Başmüdürlüğünde işe başlamış genç bir mühendis ve hakemlikte de hedefleri olan ama daha çok acemi bir aday hakemdim.Vatani görevimin ilk kısmı Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Tuzla Piyade Okulunda ikinci ana kısmı da Doğubeyazıt Ağrı’ da bulunan 1. Mekanize Tugay’da geçti. Tabi ki tugayın bütün birlikleri Ağrı dağındaydı. Ülkem terörle mücadele ediyordu ve en şiddetli zamanıydı. Doğubeyazıt’a gelip birliğimi sorduğumda komutanım Ağrı Dağının 3000.mt sinde dediler. Ve bana askeri elbiselerle panço çadırımı silahlarımı ve el bombalarını zimmetleyerek teslim ettiler.12 ay süresince Ağrı dağının 3000 metrelerinde ülkemi teröristlere karşı korumakla ilgili görev yaptım. Çok tipiler gördüm birbirimizi gözden kaybettiğimiz pusudan çadırlarımıza zor döndüğümüz, hiç sıcak yemek yemediğimiz, bir yıl boyunca yatakta yatmadığımız zor günler geçirdik. İlk girdiğim çatışmada büyük bir kayanın üstüne çıktığımız ve omuz omuza ateş ettiğimiz İstanbul’lu onbaşımız Beyhan Topçu’nun vurulup kafası benim omzuma düşerek şehit olduğu gözlerimin önünden çok uzun süre gitmedi.Onun acısını yaşayamadan hava kararana kadar çatışmaya devam etmek hiçte kolay değildi.Ağrı Dağı bana daha çok sakinlik, soğukkanlılık,azim ve cesaret katmıştı. Ayda bir banyo için Doğubeyazıt’a inip bitlerimizden kurtulmak , sıcak bir yemek , sevdiklerimizle konuşurken bir daha konuşamama ihtimalini ,en iyi ihtimalle de bir ay sonra konuşabileceğimi hiç düşünmemek farklı duygulardı.Askerliğimin bitmesine 1 ay kala askerlerden biri koşarak komuta çadırımızın yandığını söyledi. Bizlerde su taşıyıp söndürmeye çalışırken büyük bir patlama oldu. Ben kendimi yere attım ve o sıcaklıkla yaralanmadığımı zannetmiştim , ama ışık olan bir yere geldiğimde üç ayrı yerden yaralandığımı gördüm, benimle beraber 3-4 kişi daha vardı.Bizi önce Aralık ilçesindeki sağlık ocağına getirdiler.Orası müdahale edemeyiz diyince Iğdır Devlet Hastanesine getirdiklerinde ben çok kan kaybetmiştim.Beni yaralanma yerlerimizi dikkate alarak 3. Sıraya aldılar,bu arada Başhekim benim ayağımdaki kan kaybı ve morarmaya bakarak asteğmenin ayağını kesebiliriz dediğini duyduğumda ‘’NE OLUR AYAĞIMI KESMEYİN BEN HAKEM OLACAĞIM’’ dedim.Daha sonra yaptıkları tetkikler sonucunda vücudumun üç ayrı yerinde olan 9 tane şarapnel parçasını sinirlere çok yakın diye alamayıp üstlerini diktiler.Artık yürüyemiyor ,ayağımı yan yan sürüyordum.Balıkesir’ e döndüğümde artık herkes bu halimle bırakın hakemlik yapmayı normal yürüyemeyeceğimi sanıyordu. Ben ise o ayağımı iyileştirip tekrar hakemliğe dönüp Türkiye’ nin en iyi hakemlerinden olacağımı düşünüyordum. İçimde hep zirveye çıkacağım hissi vardı. Ayağımın altında devamlı şişe yuvarlıyor, fizyoterapi ye gidiyor, statta saatlerce doğru yürümek ve bacağımı kuvvetlendirmek için çaba harcıyordum. 9 aylık bir süre geçtikten sonra yürümeye sonra koşmaya başladım, ve nihayet sahalara geri dönmüştüm. Hedefe doğru emin adımlarla yürüyebilecektim, benden mutlusu yoktu.Şimdiki gençlere tavsiyem ;oturup her şeyin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin. Kolay elde ettiğiniz hiçbir şey sizi mutlu etmez. Hedef koyun , başaracağınıza inanın ,emek verin ,çalışın ki başarın.Ben İNANDIM, ÇALIŞTIM ve sonunda BAŞARDIM.

Devamını Oku