13 Haziran 2024 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a
Fikr-i Zahid

Fikr-i Zahid

14 Mayıs 2024 Salı

Hacı Bektaşi Veli

Hacı Bektaşi Veli
0

BEĞENDİM

ABONE OL

‘Sevgili dostlar bugün sizlere çoğumuzun yanlış, bir kısmımızın hiç tanımadığı anadoluyu islamla mayalayan Horasan erenlerinden büyük mutasavvıf mürşid Hacı Bektaşi Veli merhumdan bahsedeceğim. 1209 yılında doğdu. Anadolu’ya Horasan’dan gelen Hacı Bektaş-ı Veli, Horasan Erenleri olarak bilinen Hoca Ahmet Yesevi’nin yolunu izleyen erenlerdendir. Hocası, Ahmet Yesevi’nin talebelerinden olan Lokman Perende’dir. Kırşehir’e yerleşip orada kurar dergahını. Onun dergahından yetişen birçok veli, Anadolu’nun ve Balkanlar’ın İslamlaşmasında öncü vazifeler ifa eder. Sarı Saltuk Rumeli’de, Geyikli Baba Bursa’da, Karaca Ahmet İstanbul’da kilitli gönülleri, kapalı kapıları açan birer anahtar gibidirler. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yayılışında ilham kaynağı velilerden olan Hacı Bektaş-ı Veli, yeniçerilerin de piriydi aynı zamanda. Yeniçeriler törenlerde Gülbank çeker, bu duada pirin adını zikrederdi. Anadolu’daki halktan İstanbul’daki tebaaya kadar birçok gönüle girmeyi başarmış bu velinin yolu, Bektaşilik adı altında yaşadı yıllarca. ESERLERİ Velayet-name-i Hacı Bektaş-ı Veli Makalat Kitabu’l Fevaid Şerh-i Besmele Şathiyye Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniyye Hacı Bektaşi Veli’nin makallat ( makaleler) adlı eseri Allah’a ulaşmada takip edilecek 4 kapı 40 makamdan bahsetmektedir. Dört kapı deyince Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet”tir. Kırk makam bu dört kapının içerisinde sayılmaktadır. Şeriat; henüz olgunlaşmamış,inancı ve din kurallarını yeterince bilmeyen insanların topluma zarar vermemesi için din kuralları içerisinde eğitilmesi. Tarikat; Dış engellemelerden kurtularak kendi istek ve arzuları doğrultusunda, iyilikleri esirgemeden yaşama dönemidir. Marifet; Eğitim seviyesini yükseltmek, düşünce ve duygularıyla yaşamak,inançta tanrısal sırlara ermek.Hakikat ; İnançsal anlamda en yüksek mertebeye ulaşmak, kendisini hakla bütünleşmiş olarak görmek. Hacı Bektaşi Veli bir söyleşinde Dört kapıdan bahsederken ; “Kul, Tanrı’ya Kırk Makamda erer, ulaşır,dost olur. Bu makamların onu Şeriatın içinde, onu Tarikatın içinde, onu Hakikatın içinde, onuda Marifetin içindedir. “Dört Kapı, İnsanın yaşamında Hak’ka ulaşma için verdiği manevi uğraşıda birer aşama olduğu söylenir. Şeriat Makamları : İman etmek. İlim irfan öğrenmek, İbadet etmek, Kötülüklerden uzaklaşmak, Ailesine faydalı olmak. Çevreye ve topluma zarar vermemek, Yol önderinin emirlerine uymak, Şefkatli olmak, Temizliğe önem vermek, Zararlı işlerden sakınmak. Tarikat Makamları : Tevbe etmek, Mürşidin öğütlerine uymak, Temiz giyinmek, İyilik yolunda mücadele vermek, İnsana hizmet etmeyi sevmek, Haksızlıktan korkmak, Ümidi yitirmemek, İbret almak, Cömert olmak,paylaşımcı olmak, Özünü fakir görmek. Marifet Makamları : Eline-diline-beline (edep), Bencillik,kin ve nefretten uzak olmak, Perhizkarlık, Sabırlı ve kanaatkar, Utanmak(Haya), Cömertlik, İlim sahibi olmak, Hoşgörü sahibi, Özünü bilmek, Ariflik. Hakikat Makamları: Alçak gönüllü olmak, Kimsenin ayıbını görmemek, Yapabileceği hiçbir iyiliği esirgememek, Allah’ın yarattıklarını sevmek, İnsanlar arasında ayrım yapmamak, Birliğe yönelmek ve yöneltmek, Gerçeği gizlememek, Mana’yı bilmek, Sırrı öğrenmek, Allah’ın varlığına ulaşmak. Akademisyen Hüseyin Özcan Hacı Bektaş-ı Veli’’nin ‘Fatiha Tefsiri’ni, hocası Abdurrahman Güzel’in tavsiyesiyle 1989’da Tire’deki yazma eserler ile ilgili kütüphaneden bulmak ve üzerinde çalışma yapmak istemiş, maalesef bulamamış, ancak 19 sene sonra 2007 yılında Londra’da British Museum Library’de bulmuş ve daha sonra İstanbul’da Süleymaniye Kütüphanesi’nde aynı eserin başka nüshasını bulup karşılaştırmış ve bazı kelimeler dışında iki eserin hemen hemen aynı olduğunu tesbit etmiştir. Hacı Bektaş’ın Fatiha Tefsiri’nden bir fikir vermek için bazı bölümleri aktarmak istiyorum. (Sadeleştirilmiş şekliyle): “Ayrıca şöyle bil ki, her kim namazı kılmasa dini yoktur. Kendisine tesbih edilen Yüce Allah, Musa Peygambere (a.s.) münâcâtı Tur dağında verdi. İbrahim Peygambere (a.s.) mescitler ve ateş içinde verdi. Yunus Peygambere (as) münâcâtı balık karnında verdi. Yusuf Peygamber’e (a.s.) münâcâtı kuyu içinde verdi. Ve iki cihanın övüncü Muhammed Mustafa’ya (sas) münâcâtı namaz, mescitler içinde verdi. Her kim namaz kılsa, Yüce Allah ile konuşmuş gibidir, kendisinden Tanrı’ya övgüler sunar. “Hak Taâlâ altı nesneyi dost tuttu. Önce, el yıkamayı (abdest almayı), (kim) böyle yaparsa, elini neye sürse, bereketlenir. İkinci, sabır kılmayı dost tuttu (…) Üçüncüsü, sünnet ve farzı işlemeyi dost edindi. Cenneti onlara bağışladı, onları cennete atıverdi. Dördüncü, tevekkül etmeyi dost edindi. Cümle işi bitirmek için, bu, yol oldu. (…) Beşinci, şükür kılanı dost edindi. Nimet artığını ona verdi. “Bütün kitapların esası Kur’an’dır Kur’an’ın esası Fâtihâ’dır. Hz. Resulullah (sas) buyurdu: ”Hak Taâlâ Tevrat, İncil ve Zebur’da her ne anlattıysa tamamı Kur”an”dadır. Kim Fâtiha’yı doğru samimiyetle okursa İncil’i, Zebur’u, Tevrat’ı ve Kur’an’ı okumuş gibi sevap bulur.”Hacı Bektaş ile ilgili sözleri yine Hüseyin Özcan değerlendirmeleriyle bitirelim: “Gözden kaçırılmaması gereken en önemli temel unsur Hacı Bektaş-ı Veli”nin Müslüman kimliğidir. Her mutasavvıf gibi onun da asıl referans kaynakları Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerdir. Bu durumu Makâlât ve benzeri eserlerinde açıkça görmekteyiz. Hacı Bektaş-ı Veli eserlerinde konuları işlerken ilgili âyet ve hadislere sıkça yer vermiş, bu temel kaynakları kullanmıştır. Hakkında yazılan velâyetnameler incelendiğinde de onun aşk ve cezbe sahibi bir şahsiyet olduğu, Kur’an ve sünnet’e uygun bir hayat yaşadığı, bu kaynaklardaki hükümler ışığında tebliğ ve irşâd faaliyetlerinde bulunduğu açıkça görülür.” Açıkça görüleceği üzere anadoluyu islamla mayalayan Horasan erenlerinden hacı bektaşi Veli Ve öğretileri islamın ta kendisidir. Hacı Bektaşi Veli”yi sözde mürşit görüp islamdışı anlayışları ile gaflet çukuruna yuvarlananlar bir yana bu büyük islam mütefekkirine karşı kayıtsız kalınması biz müslümanlar adına büyük bir kayıptır. Ruhu şad mekanı cennet olsun’

Devamını Oku

Osmanlı’da Hayvan Sevgisi

Osmanlı’da Hayvan Sevgisi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Osmanlı sadece bir devlet değildi. Eşsiz bir medeniyet tasavvuruna sahipti. Bu anlayışdan insanlar gibi hayvanlar da nasibini almıştı. Malesef devletimiz çökerken ahlakımız da medeniyetimiz de idrakimiz de bundan etkilendi. Herşeye rağmen günümüzde de merhametli yürekler Allah’ın bizlere yaren, arkadaş, dost olarak emanet ettiği hayvanlara sahip çıkıyor. Osmanlı imparatorluğu döneminde her türlü hayvana gösterilen merhamet ve şefkat tüm Batılıları şaşkınlığa uğratıyordu. Avrupalı gezginlerin yazdıkları seyahatnamelerde Türklerin kuşlara, sokak kedi-köpeklerine, yük hayvanlarına besledikleri sevgi; onların bakımları için kurdukları vakıf ve tedavi merkezleri, hayvanları korumaya yönelik çıkarttıkları kanunlar sıklıkla yer almaktadır. Aynı dönemde Avrupa ülkelerinde hiçbir hayvan hakları kanunu olmadığını, hatta 16.yy’da Paris’te her yıl yaz ayının belli bir gününde tüm sokak kedilerinin çuvallara doldurulup yakıldığını ve halkın bugünü eğlencelerle bir festival havasında kutladığını bilinmektedir. 1587 yılında 3.Murat yük hayvanlarına taşıyabileceklerinden daha fazla yük yüklenmesini bir fermanla yasaklamıştır. Daha sonraki yıllarda bu hayvanların Cuma günleri çalıştırılmayıp dinlendirilmesi, hatta sahiplerinin dahi binememesi için semerlerine çivi mıhlanması da karara bağlanmıştır (1856) .Bu kararlara uymayanlar dönemin zabıtaları tarafından yakalanıp cezalandırılıyorlardı. Şehremini (dönemin belediye başkanı) Hüseyin Bey şehri teftiş ederken bir ağaca bağlı sırtında ekmek küfeleri taşıyan bir katır görür ve sahibinin nerede olduğunu sorar. Kahvehanede olduğunu öğrenince çok kızar ve adamı yaka paça getirtir; katırın sırtındaki küfeleri adamın sırtına yükletip, ibret-i alem olsun diye adamı aynı ağaca bağlatır. Kanuni Sultan Süleyman da Süleymaniye camiinin yapımında yük taşıyacak hayvanların bakımları, taşıyacakları yüklerin ağırlıkları ile ilgili birçok ferman çıkarmıştır. Osmanlıda top çeken büyükbaş hayvanlar yaşlanınca kasaplara satılmaz; bilakis ölene kadar iyi bakılmaları için maaşa bağlanırlardı. Zabıtalar şehirde gezer, sahipli hayvanların karınlarını yoklayıp, sahiplerinin onları iyi besleyip beslemediklerini kontrol ederlerdi. Sorumluluklarını yerine getirmeyen hayvan sahipleri cezalandırılırdı. 17.y.y’da gezgin Jean du Mont, ’’Türklerin hayırları hayvanlar için bile geçerlidir. Özellikle köpeklere karşı çok müşfiktirler…Türklerde kedi-köpek, at gibi eti için beslenmeyen hayvanları öldürmek suçtur.’’ diye yazmıştır. 1655’ de 9 ay yurdumuzda yaşayan Jean Thevenot anılarında ’’ölen bazı kişiler mallarını haftada birkaç defa köpek ve kedileri beslemek üzere bırakırlar; bu vasiyetlerini yerine getirmek için sadakatli ve dindar bir şekilde bunu yapan fırıncı veya kasaplara paralarını bırakırlar.’’ diye yazmıştır. 19.y.y’da Alman Mareşali Moltke Üsküdar’da hizmet veren kedi hastanesine anılarında yer vermiştir.Türk düşmanı avukat Guer anılarında, hayret içerisinde ’’Müslüman Türk’ün şefkati hayvanlara bile şamildir. Bu hususta vakıflar ve ücretli şahıslar vardır. Bunlar sokaktaki kedi ve köpeklere ciğer dağıtırlar. Kasaplarında her gün muayyen miktar kedi köpek beslemeleri itiyat dahilindedir. Ayrıca Şam’da kedi ve köpeklerin tedavisine mahsus bir hastane vardır.’’ diye yazmıştır. Ayrıca Şam’ın Yeşil Mera denilen mevkiinde (bugünkü şehir stadının bulunduğu alan) çalışma gücünü yitirmiş, emekliye ayrılmış hayvanların hayat boyu bakımlarının sağlandığı bir de çiftlik vardı. Du Loir anılarında (1654) ’’Osmanlının bazı şehirlerinde kediler için yapılmış mekanlar, gıdaları için tesis edilmiş vakıflar görünce hayret etmeyecek insan var mıdır? Yavruları olan köpeklerin barındırılmaları için sokaklarda kulübelerin yapılması, gıdaların teminine, bilhassa suya itina edilmesi de hayret vericidir. Bunları yapanlar kendilerine cennet kapılarını açacak bir çok sevaplar kazandıkları itikadındadırlar. Bir çok kibar Türk’ün kasaplardan et, çevre kebapçılardan kebap getirtip, kendi elleriyle kedi ve köpeklere büyük bir sabırla yedirdiklerini gördüm.’’ diye yazmıştır. Conte de Bonneva da’’Türkler kedi köpek vesaire gibi başıboş hayvanlar için de vakıflar tesis ederler. Kasaplar da her gün bu gibi hayvanların bir miktarını vicdanen beslemekle mükelleftirler.’’ şeklinde yazmıştır. Sokaklarda Arnavut ciğeri satan satıcıların bu ciğerlerden sokak hayvanlarına ikram etmeleri, insanların sokaklara sahipsiz hayvanlar için belli aralıklarla yem ve su kovaları dizmeleri birçok yabancı gezginin anılarında yer almıştırHacı Evhaddin Yedikule’de kendi adına hayır için yaptırdığı cami ve tekkede kedilerin bakılacağı bir alan yapılmasını ve bu kedilere her gün 20 takım ciğer dağıtılmasını vasiyet etmiştir. Merhameti olmayanın imanı da olmaz. Cenabı Allah’ın biz kullarına dost yaren arkadaş olarak yarattığı, onun sonsuz kudretinin sanatının tecellisi olan hayvanlara bu nazarla bakalım. Çocuklarımıza küçük yaşta hayvan sevgisini aşılayalım. Ramazanımız bereketli olsun Yüreklerimizden merhamet eksik olmasın değerli dostlar.

Devamını Oku

Beyin Konforu

Beyin Konforu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

‘Kimse beyin konforunun bozulmasını istemiyor. Hayatın gerçeklerini değil kendi düşüncelerimizin mutlak doğru olduğuna inanarak yaşamak istiyoruz. Onun için çevremize sadece bizim gibi düşünenleri toplayıp sun’i bir mutluluk vadisi yaratıyoruz. Ama bu eşyanın tabiatına, zamanın ruhuna, yaratılış fıtratına, evrenin diline aykırı. Daha sonra derin yıkımlar savruluşlar yaşıyoruz. Kendi hayatımıza dönüp baktığımızda yıllar önce kutsadığımız birçok düşüncenin inanışın pişmanlıklarını yaşamıyor muyuz? Her şeyin en mükemmelini bilen yaratan sonsuz kudret ve merhamet sahibi bile Allah ( c.c ) insanlara mesajlarını her dönemin şartlarına göre göndermiş. İnsanlığın tekemmülünü dikkate alarak mesajlarını revize etmiş adeta. Dünya sadece dönmüyor sürekli bir değişim dönüşüm de geçiriyor. Mutlak hakikat sadece Yüce yaratıcının tasarrufunda. Onun Müsaade ettiği sınırları aşmal mümkün değil. O halde nedir bu fikirleri hapsetme dondurma onlara sonsuza kadar iman edilecek mutlak nass muamelesi yapma gafleti. Cenabı Allah isteseydi bütün Hikmet ve bilgi kapılarını sonuna kadar açardı. Aramamızı murad etmiş. Yaratılış ruhuna muhalifet olmak sadece acı verir bize. Korkma! Başkalarını dinlemek kendi fikir konforunu bozsa da hakikati arayış yolunda çekilen sancılar, yalan ve yapmacık bir dünyada yaşamaktan daha fazla mutluluk verir’

Devamını Oku

Herşeyi merkezinde bırak

Herşeyi merkezinde bırak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

‘Herşeyi merkezinde bırak Yaradanın işine karışma Ortalığı yakıp yıkmaya gönüller kırmaya incitmeye gerek yok Ömrünü iman hizmetine adamış çağın çilekeşi Üstad Bediüzzaman’ın talebesine dediği gibi “Çay koy keçeli yeniden başlıyoruz” ( talebelerine keçeli diye takılırmış ) Müslüman dünde kalmaz Gelecek endişesi de duymaz Anın şu zamanın hakkını verir nardından sonsuz kudret sahibinin takdirinin tecellisi etmesini izler, işine karışma gafletinde bulunmaz. Sabır ile şükür arası bir iklimde ebediyet yolcuğuna devam eder Sümbül efendi bir gün sınamak için dervişlerine bir soru sorar:’Alemi siz yaratmış olsaydınız nasıl yaratırdınız?’. Bu soruyu kimi ‘kötülüğü yeryüzünden kaldırırdım’,kimi ‘Sefaleti istemezdim’ diye yanıtladı. bir diğeri yalnız bahar mevsimlerinden ibaret bir dünya, bir başkasıda sadece ibadetlere dayanan bir hayat istiyordu.   Sıra Müslihiddin’e geldiğinde Sümbül efendi: ’Bir de sen söyle bakalım sen nasıl bir dünya isterdin?’ dedi. Onun sa herzamanki gibi başı yerdeydi ‘ yüzüm yokki yüzüne bakayım’ diye düşünüyordu. ;Hoca tekrar sorduğunda ‘ Herşeyi merkezinde bırakırdım efendim. Hiçbirşeyi yerinden oynatmazdım. Alem mümkün alemlerin en iyisi. Burada herşey güzel herşey hoş! ‘Aferin derviş Müslihiddin! Demek herşeyi merkezinde bırakırdın. Benim de beklediğim yanıt buydu. Öyleyse senin adın bundan sonra Merkez Muhiddin olsun’. Ve böylece merkez Efendi lakabını almış oldu. Bırakalım herşey merkezinde kalsın. Tek yapmamız gereken Hikmetini yalnızca Rabb’imizin bildiği sınav için bırakılan cü’i iradenin gereğini yapmak. Ardından lütfun da hoş kahrın da hoş deyip geçeceğiz erenler huuu’, ‘Herşeyi Merkezine Bırak’

Devamını Oku